Alaüddevle’nin ölümünü anlatan elimizde üç kaynak bulunmaktadır. Bunlardan ikisi Osmanlı kaynaklarıdır. Diğer kaynak ise şifahen anlatılan daha çok halk arasında anlatılan bir nevi menkıbedir.

1. kaynakta; beyaz bir at üzerinde oldukça gösterişli kaftan ve kıyafet giymiş yaşlı bir adam savaş meydanında cenk ediyordu. Bunu fark edip onun Alaüddevle olduğunu anlayan bir Osmanlı askeri yanına yaklaşıp mızrakla öldürüp kafasını keser. olaya şahit olan Tolgadırlı (Dulkadirli) askerleri dağılıp savaş meydanından kaçarlar ve savaş Alaüddevle’nin ölümüyle son bulur. Alaüddevle ve üç oğlunun ve vezirinin kesilen başları Göksun civarlarında Otağ kurmuş olan Yavuz Sultan Selim’in atının ayaklarına atılır.

2. kaynakta; savaş meydanında cenk eden Alaüddevle’nin atının ayağının bir çukura girmesiyle atının tökezleyip yıkıldığını gören bir Osmanlı askerinin mızrakla öldürdüğüdür.  Bazı kaynaklarda ise Tolgadırlı askerlerinin tüfekli Osmanlı askerleri tarafından pusuya düşürüldüğü de yazmaktadır.

3. kaynakta ise; savaş meydanından kaçan Alaüddevle, Göksun - Andırın arasındaki Gökcebel mevkisin de yanında bulunan askerlerini azat eder, orada koyun güden bir çobana kendisini öldürmesini ister.  Çoban kabul etmez.  Bunun üzerine yanında bulunan bir heybe dolusu altını teklif eder,  çoban kabul edip Alaüddevle’yi öldürüp oraya gömer.  Akabinde oraya Osmanlı askerleri gelir, durumdan korkan çoban olan biteni anlatır.  Osmanlı askerleri mezarı açıp Alaüddevle’nin başını keserler ve oradan ayrılırlar. 

Bu gün hala orda dört mezar vardır padişah mezarı diye anılan bu mezarları defineciler birçok kere tahrip etmişlerdir. Yakınlarda bulunan Çuhadar Köyü sakinlerinin anlatımına göre Alaüddevle’yi ihbar eden Cıngıllıoğlu aile fertlerinden bazılarının bu güne dek akli dengelerinin bozuk olduğunu anlatırlar.  Bu hadise Besim Atalay’ın ortaya çıkarttığı Türk Tarih Ansiklopedilerinde anlatılmaktadır.

Bana göre şifahen anlatılan bu olayın gerçekle bağdaşması mümkün gözükmüyor. Nedeni ise Osmanlı kaynaklarında Turna Dağı savaşına giden Alaüddevle yanına ailesini ve hazinesini de alır,  hatta Alaüddevle’den ele geçen ganimet Şah İsmail’den ele geçirilen ganimetten kat be kat fazla olduğu yazılıdır.  Alaüddevle gibi 90’lık bir piri fani,  dünyadan hiçbir beklentisi olmayan bir ihtiyar adam öbür taraftan da 36 sene Tolgadırlı Hükümdarlığı yapmış bu büyük Hakana hakaret ve iftiradır.  Alaüddevle’nin savaş meydanından canını kurtarmak için çolunu çocuğunu bırakıp kaçması mümkün değildir.  Besim Atalay’a kadar böyle bir iddiaya ben rastlamadım.  Zira Osmanlı, İran, Azerbaycan’dan birçok kaynaktan araştırdığımı da beyan ederim.

2. mezar yeri ise Kahramanmaraş’ın Acemli Mahallesi Aladan mevkisidir. Burayı Maraş halkı bir evliya, bir yatır olaraktan ziyaret etmektedir. Alaüddevle’ye gösterilen saygı ve sevgi zamanla dini bir ziyaret haline gelmiştir. Hatta ben bir takım belediye ve devlet görevlileri ile konu hakkında görüşmelerimde orasının Alaüddevle’nin mezarı olmadığını orasının Makam olduğunu söylediler.  Israrla Alaüddevle’nin mezarının Gökcebel’de olduğunu söylediler.  Bende onlara “Antropolijik bir araştırma yapıldı da benim mi haberimi yok.” dedim. “Hayır, öyle bir araştırma yok öyle tahmin ediyoruz.” dediler. Benim iddiam ise  “Kahramanmaraş merkezdedir.” 

İspat 1;  Aladan ismi, Şah İsmail,  Alaüddevle’den kızı Benli Hatun’u ister, zeki hükümdar Şah İsmail’in amacını hemen anlar. Tolgadır’lıya damat Osmanlıy’la bacanak olup daha önce dedesi Şeyh Cüneyt ve babası Şeyh Haydar’ın uyguladıkları politikayla Anadolu Türkmenlerini Şiileştirmek istediğini ve daha önceden Anadolu’dan İran’a bir tersine göç olmuştu bunu engellemek için Alaüddevle ben Sünni’yim Sen Şii’sin deyip kızını vermez.  Bunu guruna yediremeyen Şah İsmail ordusunu alıp Erzincan’a gelir oradan Osmanlı padişahı 2. Beyazıt’a mektup yazarak topraklarından geçip Alaüddevle’yi öldürüp Tolgadırlı topraklarında gözünün olmadığını beyan ederek izin ister. 40 gün sonra gelen bu izinle 1507 yılında Safavi ordusu Osmanlı topraklarından geçerek Elbistan’a ulaşır öncü birliklerin savaşında Tolgadırlı’ların galibiyetiyle sonuçlanan bu savaşın ardından Alaüddevle ve ordusu Şah İsmail’le başa çıkamayacağını düşünerek Turna dağına çekilir. Şah İsmail ise onu takip etmez çünkü çok sarp olan Turna dağının birçok yerine Alaüddevle tarafından tuzaklar kurulmuştur. Bunu göze alamayan Şah İsmail Alaüddevle’nin ak sakallarına kına yaktığından dolayı ona  “Aladana Aladana” diye bağırıp aladana lakabını Alaüddevleye vurduktan sonra orayı terk edip Elbistan’ı yakıp yıkar ve talan eder, taş üstünde taş omuz üstünde baş koymaz. O kadar ileriye gider ki Tolgadır hanedan ve Sünni ulemanın mezarlarından kemiklerini çıkartıp un ufak edip yaktırır.  Oradan Maraş’a gelir, Maraş’ı da yakıp yıkıp, talan eder. Maraş ve Elbistan’da Safavi ordusu 40 bin Sünni Türkmen’i katleder, Aladan ismi buradan gelir.

İspat 2;  Acemli denmesinin sebebi daha önceki ismi Alaüddevle Mahallesi olan Acemli Mahallesi olması ise şöyle gelişmektedir. Yavuz Sultan Selim Çaldıran seferine giderken Alaüddevle’ye bir mektup yollayarak Çaldıran seferine katılmasını ister.  Alaüddevle 90’lık bir pirifâni olduğunu ileri sürerekten savaşa katılmak istemediğini bildirir.  Bu kez Osmanlı erzak yardımı ister,  bu sene kuraklık oldu yeterli erzak yok karşılığı verilir ve Alaüddevle ülkesinde Osmanlıya erzak satışını da yasaklar. Bütün bu kararlar Meşverette alınmıştır.

Nedenleri; Yavuz Sultan Selim’in yazmış olduğu mektuptaki üslup ağırlarına gitmiştir.  “Diyordu ki Emmim Alaüddevle Bey hazretlerine aynı ırk, aynı din,  aynı mezhepteniz Kızıl başlarla yapacağımız bu savaşa katılmanızı istiyoruz.  Hem geçmişteki intikamınızı da alırsınız gibi pek çok şey yazıyordu.  Alaüddevle ve meşverettekiler aynı ırktan, dinden, mezhepteniz de 1507 yılında Şah İsmail’e yardım ederken farklı bir dinden miydiniz? Farklı bir mezhepten miydiniz? 1509 ve 1510’da farklı mıydınız?  Diyarbakır için 4 savaş yaptık,  hepsinde sizden yardım istedik,  hepsinde kayıtsız kaldınız,  şimdi siz bizden sizin savaşınıza katılmamızı istiyorsunuz. Kaldı ki Alaüddevle, Yavuz’un emmisi değil özbeöz dedesidir.  Alaüddevle Bey değil bir Hakan’dı.  Bu olaylardan sonra Osmanlı kaynaklarında yazılanlar şöyledir:

 

Devam Edecek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.