İlkbahar gelmeden, karlar erimeden, topraktan fışkırırcasına bir çiçek gökyüzüne hükmedercesine çıkarır boynunu. Bükük boynunun üzerinde rengarenk, beyaz, mor, sarı bazen turuncuya yakın çiçek döker sanki imkansızlıklara inat. Ben de varım bu dünyada ne olursa olsun, benim şartlarım sizden zor olsa da, ben de bu tabiata gelmeye mecburum der gibi, bakar gözünüze gözünüze. Köy çocukları tam da bu ifadeye uyum sağlamıyor mu? En son ne zaman bir çocuğun hayalini sordunuz, hiç düşündünüz mü? Ya da hayaline ortak oldunuz...

Birilerinin hayallerine burnumu sokmak gibi bir alışkanlığım ne zaman başladı bilmiyorum. Ama yapmakta olduğum Kitap Yaprağı topluluğu Başkanlığı sayesinde bu burun sokma işini profesyonelliğe dönüştürdüm sanırım. Nedir bu topluluk; 24 Temmuz 2016 da kuruldu, merkezi Kahramanmaraş. Birçok ilde Kitap Yaprağı adı altında temsilcilikler açtık. Henüz yeni olmamıza rağmen, üye sayımız yüzleri buldu. Ayda bir defa üyelerin sosyal medya üzerinden oy birliği ile seçtikleri kitap belirlenip okunuyor,  yine belirlenen bir tarihte mütalaası yapılıyor. Ayda bir defa yerel bir yazar kitabıyla misafir edilip okunan kitabı üzerine söyleşi yapıyoruz. Zaman zaman yerelden bir yazar ağırlıyoruz. Hem şehrimizin tanıtılmasına katkıda bulunuyoruz, hem yazarı ve eserlerini tanıyoruz. Buraya kadar güzel, kısaca böyle. Ama en güzeli ne biliyor musunuz? Bir de sosyal sorumluluk ekibimiz var, bu ekibe ulaşan,  kütüphanesi olmayan köy okullarına kütüphane kuruyoruz. Geçtiğimiz haftalarda ben de ekiple beraber Kahramanmaraş Kale kasabası Kesmelitepe İlk ve Ortaokulu’na kütüphane kurmak için yola çıktım. Bizi orada neyin beklediğini bilmiyordum açıkçası. Kütüphaneyi kurduk, çocukların mutluluğu hiçbir şeyle değişilmezdi. Gözlerinde kitaba olan açlığın, okuma heyecanının ateşi yanıyordu. Köye ayda bir defa gezici kütüphane geliyor, oradan alıp okumaya çalışıyorlar. Şimdi bir kütüphaneleri vardı ellerinin altında ve istedikleri zaman, istedikleri kitabı alıp okuyabileceklerdi. Ne muhteşem bir imkandı onlar için. Belki bize basit bir olay gibi gelebilir ama onlar için muhteşemdi. Orada geçirdiğimiz zaman zarfında, beni bulmuşken bir hayallerinden bahsetmek istediklerini söylediler. Hayal, ne güzel bir tını bırakıyor insanın kulaklarında. Ben de zevkle dinlemeye başladım.  Ecdatlarını görmek, onlara gönül teşekkürlerini yapmak için Çanakkale’ye gitmek istiyorlardı. Çok hoşuma gitti, bunun için kimseden bir şey istemiyorlardı. Bir kumbara oluşturmuşlar, harçlıklarını biriktiriyorlar,  annelerinden koparabildikleri sütü, yumurtayı satıp yine kumbaraya atıyorlardı. Kim bilir bu kumbara ne zaman dolacaktı. Son çare Türkçe Öğretmenleri Tayfun Durdu Kurtulmuş desteği ile bir tiyatro ekibi kurmuşlar. Önce okullarında sahne almışlar, sonra yakın köy okullarında. Evet, o kumbara bir gün dolacak ama ne zaman bilinmez. Şehre geldiğimde o gece uyuyamadım. Çarelerle sağa sola döndüm durdum. Bir çare bulmalıydım, o kardelenleri ecdatlarına götürmeliydim. Hala o hayal için birlikte uğraşıyoruz. Birçok girişimde bulunduk. Bakalım bu hayal ne zaman gerçekleşecek. Bu anlamda herkesten destek bekliyoruz. Evet, bir kardelenin hayaline birileri “hayalin hayalim“ diyecektir mutlaka. Bu projenin adını böyle uygun gördüm ve “hayaliniz hayalim çocuklar” dedim. Bu hayal onların olmaktan çıktı. Köy okullarında 7 yıl çalıştım. Köy çocuklarının küçük hayalleri olur ama bu hayalleri imkansızlıklar yüzünden gerçekleştiremezler.

Birilerinin hayali sizin sıradan bir imkanınız olabilir. Evet, sıradan birçok şey başkasının hayali iken insan nasıl rahat uyuyabilir. Kendi çocuklarımızın kullanmaya tenezzül etmediği birçok ayakkabı varken bir yerlerde birçok çocuk yalınayak geziyor, karda kıyamette. Bu anlamda çağın insanı duyarsızlaştı diye düşünüyorum. Her evden bir çift ayakkabı çıkıp, ihtiyaç sahiplerine ulaşsa yalınayak çocuk kalır mı? Bu sadece basit bir örnek. Çağın hastalığı yalnızlaşan insan, duyarsızlaşıyor da. Çünkü koşuşturmaktan etrafında olan bitenden habersiz yaşıyor. Çünkü kibrit kutusu gibi evlerden çıkıp, yine kibrit kutusu gibi iş yerlerine giriyorlar. Bu arada dünyada yaşayan başka insanların halinden habersiz yaşıyorlar.

Kafamızı kaldırıp, gömdüğümüz yerden etrafa bakmalı,  sosyal sorumluluk isteyen işlerde bulunmalıyız. O zaman yaradılış fıtratına uygun yaşar, ruhumuzun yaralarını sarabiliriz.

Esen ve insan kalın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.