Sevmiyorum bu şehri, eskisi kadar, önceki gibi. Kendimi bildiğimden itibaren kahramanımdı benim bu kent. Ta ki, şehrin kendini bilene kadar.

Laf söyletmezdim rüyalarımın efsane diyarına, toz kondurmazdım benim kahramanıma. Sadece Maraş demeyi bile hicap sayar, Kahraman derken ruhum ve bedenim sanki semaya yükselirdi. Hülyalarımın, düşüncelerimin, hayatımın şehri, burada doğmak, bu kentin havasını solumak ne hoştu. Maziden istikbale uzanan, zamanın alnında alın yazısı gibi, füsunlu tılsım gibi duran, kader gibi yani, ispat gibi, delil gibi, insanlığın en somut örneği gibi çağların destansı şehriydi benim için.

Her sokağı rüyaların diyarı, caddeleri ışıklar kentinin efendisiydi. Öylesine nazlı, öylesine azametli, öylesine başkaydı ki, sanki cennet bulvarlarında sonsuzluk soluyordum. Kutsaldı, mübarekti; sanıyordum ki, her köşeden bir Ali Sezai Efendi çıkacak, Arslan Bey kükreyecek, Halil Ağa coşacak, Çakmakçı Sait hırçınlaşacak, kadınlar nazenin ve kahhar, çocuklar sevimli ve kahraman, insanlar ötelere, yani kutsal bahçelerin içine doğacak.  

Yükseklerden esen yeli vardı, sanki İsrafil üflüyordu ılgıt ılgıt. Öyle gelirdi ki bana, Cebrail taht kurmuş Ahır Dağı’nın zirvesine insanlığın en şereflisi Hazreti Muhammed’i orada konuk ediyordu. Tebessüm ediyor gibiydi öteler diyarının sakinleri. Adalet ve hakkaniyet, nezaket ve anlayış, samimiyet ve fedakarlık insanların mayasının en has olmazsa olmazıydı.

Sen ne güzeldin düşlerimin, düşüncelerimin sultanı, sen ne güzeldin ülkemin övüncü, öncüsü; ne güzeldin gözlerimin, gönlümün ilk sancısı.

Özünde sanıyordum, bütün asaletin, bütün karakterin, kaliten. Nereye gitsem, kimden duysam seni arıyordum hep.

Sevmiyorum artık seni, hatta nefret ediyorum senden. Kayboldu sis perdesi, hakikat ayan oldu. Değişti hayal köşkümün sihirli görüntüsü, ne varsa sendeki her şey bir kaypak riya oldu. Girdikçe en mahrem sokaklarına, yıkıldı kurduğum Kehkeşanlar, ne varsa aklımdaki bütün görüntüler bir bir talan oldu. Gitti zihnimdeki asil kahramanlar, dağıldı fikir dünyam, ne ruh kaldı sende, ne sana dayanacak derman bende. Ne kadar kurduğum bina varsa sana dair, seninle, bir hain sırıtışın, bir zilli oynaşın virane etti kentimi, bütün zarif görüntüler harabe oldu. Boğuluyorum artık seninle, senden kaçmak, sana uzaklaşmak istiyorum. Nasıl değiştin, ne zaman tezatlar şehrinin pusulasız çukurlarına dönüştün. Ne oldu sana ey varlığımın en mahrem diyarı, nasıl oldun böyle, nasıl kıydın kendine.

Sevmiyorum artık seni, yani insanlarını, yani fikir dünyanı, yani sanatını edebiyatını, yani yöneticini-idarecini yani senin olan, sana olan her şeyi… Senden dolayı belki, belki benden dolayı seni, işte görüyorum şimdi bu nedenleri ve seninle birlikte sevmiyorum kendimi.

Seni, yani kendimi; kendimi yani seni, Sevmiyorum.

Ve sonra anladım ki; güzel insanlar güzel atlara binip gitmişler. Demirin tuncuna adamın puştuna kalmış zaman ve mekan.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.