Samimiyim diyerek samimi olamayız diyordu, bir ağabeyim. Samimiyet dil değil bir kalp işidir demek istiyordu aslında. ‘His’ işidir. Hissetmektir. Hissettirmektir. Bir ruha sahip olan bir şeyi ruhunun derinliklerine kadar hissedersin mesela. Unutmazsın. Çünkü samimilik ruhtan gelir. Ruhunda samimidir. Ruhu kadar samimidir. Ruhunda samimi olanın kalıcı bir tadı vardır. Ağzında kekrelik bırakmaz.

Bugün yaşadığımız dünyada her şey çok sıradan, bayağı, basit ve tatsız. Şeylerin ruhsuzlaştırıldığı bir dünyada yaşıyoruz. ‘’Sonra onu şekillendirip ruhundan üfleyen Allah’tır’’ diyordu ya hani işte biz insanlar dahi ruhumuzu kaybediyoruz. Bugünkü dünyamızdaki boşluğu dolduracak olan şeyi kaybediyoruz aslında. İçimiz, özümüz toplum nezdinde bir anlam ifade etmez oldu. İnsanlar şeyleri görünüşleriyle yargılıyor artık. Birbirlerini de sahip oldukları şeylerle.

Bugün yaşadığımız dünyada sahip olduğumuz maddi şeylerle toplumdaki itibarımızı, kalitemizi ölçüyoruz. Unvanlar, diplomalar, çeşitli sertifikalar, kariyer… Mutlu olma hissimiz yaşadığımız dünyanın ihtiyacına göre değişiyor. Artık bir şeyleri satın almakla, bir şeylere sahip olmakla mutlu olunabileceği düşüncesine kapılarak eşya ya da eşyalar alarak mutlu oluyoruz. Zannediyoruz. Sahip olarak mutlu oluyoruz. Hayattaki temel amaçlarımızdan birinin mutluluğa ulaşmak olması bizi maddi olana sahip olmaya bağlıyor. Bu bağlılık da her şeyi son sürat yaşamamızı gerekli kılıyor. Böylece sahip olduğumuz şeyleri her an değiştirip yenilemenin ya da güncel modellere sahip olmanın peşinde son sürat koşuyoruz. Her zaman en yeniye sahip olmanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyoruz. Sürekli tüketiyoruz. Tükettikçe tükeniyoruz. Tükendikçe kaybediyoruz. Kaybettikçe azalıyoruz. Azaldıkça uzaklaşıyoruz, ruhumuzdan.

Bir defa geçeceğimiz dünyadan son sürat hızla geçip gidiyoruz. Hiçbir şeyi kaçırmamak için kaçırmak istemediklerimize bakıyoruz. Ama görmüyoruz. Bir defa geçeceğimiz bu dünyadan son sürat hızla bir göz atıp gidiyoruz aslında. Bu yüzden her şey yüzeysel görünüyor. İşte bu telaş hayatımızı daha da yüzeysel kılıyor. Şöyle bir soluklanıp kafamızı uzatıp bakmıyoruz. Dinlemiyoruz. Dinlenmiyoruz. Elimize bile almıyoruz aynayı. Göz atıp geçiyoruz. Şöyle bir bakıp çıkıyoruz. Çünkü daha çok göz atılacak yer var, diyoruz.

Bir reklamda her an her yere hemen şimdi bağlan, diyordu. Aslında mesafeleri öldür, ulaşmak istediğin şeye ya da kişiye anında ulaş, hiç özleme, hiç merak etme, özlerken o ürkekliğini ve utancını hissetme, mesafelerin anılarınızı canlı tutmasına izin verme, hasreti sadece bir kız ismi olarak bil, sadece sahip ol ve sadece sahip olma arzusunu bil, sahip olmak için peşinden koşman gereken binlerce şey varken bir de eşini dostunu düşünerek zaman kaybetme, akışına bırak, ayak uydur, ayakta kal demek istiyor.

Sanal ve gerçekliğin birbirine girdiği dünyamızda hayatın özü olan değerlerin peşine düşmek, samimiyeti aralamaktır. Bütün akışına rağmen bir frenleme eylemidir, durup düşünmek.

 Bugün dünyamızın üzerinde bir metal soğukluğu var. Her şeyin bayağılığı ve samimiyetsizliği bu yüzden.

            Ruhumuza çökmüş bir karabasan,

            Dünyanın yüzeysel tatları.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
RewriteEngine On RewriteCond %{HTTPS} off RewriteRule ^(.*)$ https://%{HTTP_HOST}%{REQUEST_URI} [L,R=301]