Şubatın onuncu günü Kılıç Ali cephesinde panik başladı. Cancık cephesindeki kuvvetlerimiz düşmanı durdurmak şöyle dursun düşmanla harp etmeden çekiliyorlardı. Düşman şehre doğru harpsiz gelip Sıtma Pınarına karargâhını kurmuştu. Cancık cephesini ateş altına alıp seri atışlı toplarla her tarafı dövdü. Bizim dışarıdaki cepheden hiçbir haber alınamıyordu. İçeride birkaç kişi kışlaya doğru ateş ediyordu. Kılıç Ali cephesinde düşmana karşı cephe alındığı evvelce bildirilmişse de bizim cephede de panik başladı. Jandarma komutanı Ahmet Hilmi, Gürunlu Mustafa, Doktor Hilmi, Mutasarrıf Vekili Cevdet, Kılıç Ali cephesine gideceklerdi.
11 Şubat 1920 Mutasarrıf Vekili Cevdet Nahırönü’ne gitmişti. Arkasına posta gönderdim. Muhacirin memuru Nasurullah Efendi’nin evine misafir oldu. Şehir dışına çıkmasına izin verilmemesi bildirildi.
Doktor Mustafa Bey gelerek: “Vaziyet (Durum) fena oldu. Ne yapacağız? Teğmen Ahmet, Hilmi, Gürunlu Mustafa, Kılıç Ali cephesine gidiyorlar. Siz de gidersiniz. Ya siz giymeyecek misiniz?”
“ Biz sonuna kadar sebat (sabır) edeceğiz. Tabi kaçmakla kurtulmak imkânı (olanağı ) olmadığını takdir (değerlendirme) edersiniz. Düşmanla mücadelede tehlike görmüyorum. Kılıç Ali dönmüş cepheye giriyormuş, harbe devam mecburiyeti (zorunluluğu) karşısında bulunulduğu aksi halin katliamlara sebebiyet vereceği gibi esasen düşman yirmi gündür mahsur (hapis) olduğundan çekilmek mecburiyetindedir. ( zorunluluğunda) Teslim olduğumuz takdirde Sivas’a kadar yol açmış olacağız. Ben buna cesaret edemem.” Dedim.
“ Öyle ise ben de gitmem.” Dedi. O ana kadar Kadir Paşanın konağında bulunan Elbistanlı Hakim Fevzi Kocabaş, Hacı Ahmet gelmişlerdi. Bunlar artık savunma imkanı kalmadığından cephedeki askeri kuvvetlerin ve çetelerin çekildiğini, eli silah tutan kimseler de tahkimat bahanesi ile kendiliğinden çekildiklerini teslim olmaktan başka çare kalmadığına karar verdiklerini, Kadir Paşanın konağında toplanan memleketin ileri gelenlerinin kararının bu olduğunu söylemeleri üzerine Doktor Mustafa; “ Nasıl olur? Ben gideyim onları ikna (razı etme) edeyim” diyerek Hakim Fevzi Kocabaş ve Hacı Ahmet ile Kadir Paşa konağına gittiler.
Bizim cephenin bozulmamış olmasından dolayı Nahırönü’nden Hoylu Mustafa, Makineli Tüfek Subayı Hamdi, Muhacirin Memuru Nasurallah, Acemliden Halil ve Hüseyin Evliyalar, Restebaiye’den Bat Musa, Zekeriya, Katip Hacı, Yahya Hoca, Gök Ökkeş gelerek harp hakkında bilgi edinmek istiyorlardı. Savunacağımızdan cephelerin terk edilmemesi için son bir çabanın sarf edilmesi konusu konuşulurken, Doktor Mustafa Bey’in, teslim olmak üzere Fransızlarla görüşeceğini haber verdiler. “ Doktorun gideceğini ümit etmem. Giderse de bize bilgi vermesi gerekirdi. Bir söylenti olsa gerek.” Dedim.
Esasen teşkilatın başlangıcından beri kendi kafası ile hareket eden Doktor, Kadir Paşa’nın odasında toplanan memleketin ileri gelenlerinin kendisine karşı gösterdikleri ilgi ve alakadan dolayı irade zaafına düşerek anlaşma yapmak üzere Balcıoğlu Mehmet’i de beraber alarak Fransızlara gitmişti.
Düşmanın memleketi top atışı altına aldığını söylemiştik. Bizim kuvvetler geri çekilince Kılıç Ali cephesindeki halkın kaynaşmasından, düşman orasını hedef tutarak bombardıman etmeye başladı. Ateş kesilinceye kadar herkes yerinde hareketsiz ve şaşkın vaziyette kaldı. Bombardıman sonucu çok ölü ve yaralı vardı. Doğu Cephesi (Kılıç Ali Cephesi) tamamen bozulmuştu. Bizim cepheden kaçanlar da oraya gidiyordu. Kılıç Ali cephesiyle daha önce bahsettiğimiz posta yolu olmadığından Divanlı Mahallesi’nin bozgunluğu Kayabaşı’na da sıçramıştı. Kılıç Ali ümitsiz bir hale düşmüştü. Halkın cereyanına (panikleme) karışarak Develi Köyü’ne oradan da Kerhan (Ulutaş) Köyüne çekilmişti. Kılıç Ali cephesi içeriden yıkılmıştı. Düşman topluluklarına karşı tutulan cephe bozulmuş düşman Hatuniye sırtından ilerleyerek yukarıda kaydedildiği şekilde birleşerek Evliya’nın şahadeti ile neticelen durum meydana gelmişti. Harbin ilk haftasından beri gerek Pazarcık’tan gelen, gerekse Eczacı Lütfi’nin idaresindeki Bertizli ve Yenicekale’li kuvvetler ve dâhilde bunlarla beraber harekete geçen çapulcuların harp etmek yerine yağmacılığa başlamaları, Kılıç Ali’nin başarısızlığında en büyük sebep olmuştur. Kılıç Ali bunları önlemek için çok çalışmışsa da başarılı olamadığından çok üzgündü. Çete başlarını baskı altına almak istemesi üzerine çete başları ayrılmış Pazarcık’a gitmişlerdi. Bunu fırsat bilen çeteler de dağılmışlardı.
O gün akşama doğru halk artık bir daha dönmeyecek gibi memleketi terk etmeye başlamış her tarafa doğru gitmeye devam etmekteydiler. Maraş’ın kuzeyindeki Amerikan Koleji, Kışla, Abarabaşı Manastırı, Güneydeki Nahırönü’ne kadar olan Batı Cephesi kuvvetleri, dışarıdan gelen düşmana karşı kuvvet çıkarmasına rağmen, kalanlarla savunma yapma kararımız kesindi. Bu karara rağmen Kılıç Ali cephesinin bozulması, düşmanın orasını fazla bombardıman ettiği sırada bizim cepheye gelenler şaşkın durumda evini, ailelerini bıraktıklarından çok üzgündüler. Kendilerine laf anlatma imkânı (olanağını) yoktu. Mutlak (Kesin) teslim olmak istiyorlar ve doktorun gelmesini bekliyorlardı. Bizim cephenin de sarsılmasına sebebiyet verdiklerinden Bat Musa, Sarıkatip Mehmet ve daha bazı kimseler bizden habersiz karanlıktan istifade ederek düşmanın Mercimek Tepe’yi tutmasına rağmen Elbistan’a gitmek üzere kararlarını bildirdiler. Kesinlikle gidemeyeceklerini söyleyince Sarıkatip Mehmet “ Müsaade (izin) vermeseniz de çıkarız.” demiştir. Bu sırada tehlikeli olduğu için şehir dışına çıkacak ailelerin çıkarılmaması için, Yakup Oğlu Şakir ve Muharrem Bayazıt’ı memur ettim. Hiç kimsenin gitmelerine izin verilmeyeceğinden gitmeye çalışan aileleri çevirmişlerdir.
Kadir Paşa’nın konağına giden Sarı Katip’in ailesini Kadir Paşa’nın hanımı kovmuştur. Onlar da Ali Beylerin hanesine sığındılar. Gece Divanlı Mahallesi’nde yangın görülmeye başladı. Divanlı Cami yanıyordu. Gönderilen postamız gecikti. Gece saat iki de gelen posta Ermenilerin Divanlı, Hatuniye, Şekerdere Mahallesi’ni ateşe verdiklerini söyledi. Kılıç Ali cephesine gitme imkânı kalmadığını söylemeleri üzerine Cancık’taki kuvvetlerimizin de çekildiği anlaşılıyordu. Düşmanın Mercimek Tepe’yi işgal etmesi Kılıç Ali cephesine hiçbir şekilde tesir etmemesine rağmen Kılıç Ali cephesi tamamen çöktü. Düşman Kışla ile irtibat kurmak için Kışla ve Mercimek Tepe’den Arkbaşı’nı sürekli bombardıman yapmasına karşın pek küçük bir kuvvet sabrederek savaşmakta idi. Civardaki kuvvetlerle daha sağlam bir irtibat kurmak ve hareket birliği sağlamak amacıyla savaşan kuvvetlerimizin başlarının (komutanların) karargâha gelmesi emrini verdim.
Pazarcık’a Kılıç Ali cephesine gitmek için postalar çıkarıldı, gece posta yolları açıldı. Kılıç Ali karargâhına varan postamız topun nöbetçisiz karargâhta bırakıldığını ve yeni kesilmiş et gövdelerinin de dallarda asılı olduğunu, civardaki halkın da çekildiğini ve çekilmekte olduğu haberini getirdi. Mercimek Tepeyi işgal eden düşman Karamanlı Mahallesini baskı altına almaya başladı. Karamanlı imamı Hasan “ Ne duruyorsunuz, düşman şehre giriyor.” Diye rapor gönderiyordu. “ Cephane gönderiyorum, siz oradayken düşmanı bırakmazsınız ki; mahalleye girsin.” Diye yazdım.
Gerçekten düşman önündeki Devecili ve Mağaralı Mahallelerini tamamen boşaltmış, çok güvendiğimiz Ceneviz Hacı Mustafa da Kadir Paşa konağında toplananlar arasında bulunuyordu.
Derhal Yakup Oğlu Şakir’e beş, altı er verilerek Mağaralı’ya gitmesi için emir verildi.
Karamanlı imamına Muharrem Bayazıt ve Zafer Bayazıt ile destek gönderildi, Arkbaşı’nda savunmada bulunduğumuzdan gidenlerin hiçbir hareketi görünmüyordu. Ancak “ Karamanlıdaki kuvvetler harbe girmişler.” Denilince karargâha döndüm.