Bir insan her şeyden önce ama her şeyden önce ana dilini öğrenmelidir. İnsanlıktan, kültüründen, dininden, geleneğinden, kanunundan, kuralından önce ana dilini çok iyi öğrenmelidir. Zira dilini bilmeyen kişi bunun dışındaki her şeyi ya yarım ya yanlış öğrenir.

Varlıklar dünyasındaki yerimizi ayırt eden en belli başlı kriterden birinin dil olduğunu düşünüyorum, belki ilk sırada gelendir. İnsan olarak bizler duygu, sezgi, ilham, düşünce gibi bütün meziyetlerimizi, halimizi, durumumuzu dil ile ifade ediyoruz.

Kendi dilimizi ne kadar iyi biliyor ve kullanıyorsak, kendimizi o kadar iyi ifade edebiliyoruz demektir. Düşüncelerimizi, hissettiklerimizi ancak dile hakimiyetimiz kadar anlatabiliriz. Dilimizin sözcük sayısına ne kadar hakimsek o oranda kendimizi daha net ifade ederiz. Dilimizin kurallarını ne kadar iyi biliyorsak ancak o kadar düşüncelerimizi net bir şekilde paylaşabiliriz.

Ana dilimiz, millet olarak varlığımızın devamındaki ana unsurdur, mihenk taşıdır. Toplum olarak bütünlüğümüzü ancak ana dilimize olan sadakatimiz ve liyakatimiz kadar koruyabiliriz. Her şeyimizi kaybedebiliriz ancak ana dilimizi muhafaza ediyorsak, geleceğimiz güvende demektir.

Bu ve bunun gibi sıralanabilecek onlarca sebepler nedeniyle ana dilimize sahip çıkmalı, onu en iyi şekilde kullanmaya gayret etmeliyiz.

Eğer ki, dilimizin en temel kurallarından olan yapım eki, çekim eki gibi unsurları bilmiyor ve bunu yazarken korkunç hatalar yapıyorsak nerede düşündüklerimizi net bir şekilde anlatmak, nerede ortaya koyduğumuz eylem!

Çok bilgiç görünebilmek adına ve toplumda birazcık itibar kazanmak için anlamını bilmediğimiz kavramları biliyormuş gibi kullanmak ve bunu da entelektüel bir eda ile yapmak ne kadar korkunç, ne kadar utanç verici bir durum. Bir kelimenin anlamını bilmeden nasıl fütursuzca ve pervasızca kendi dilini katledebilir insan? Kendini çok bilgili ve aydın gösterdiğini mi zannediyor yoksa? Oysa ne büyük bir ihanet ve gaflet içinde olduğunun farkına varacak kadar dil bilgisi ve bilinci olsa aynı katliamı yapar mıydı!

Ekleri vardır, bağlaçları vardır, edatları vardır dillerin. Bir dantela gibi dokunan dillerde, ortaya çıkan o eserin üzerindeki narin, nazik, latif, füsunlu birer motif gibidir bunlar.  Ve insan bunları ne kadar doğru kullanıyorsa oyasının, tablosunun üzerindeki desenleri, motifleri, figürleri de o kadar yerinde ve anlamlı kullanıyor demektir. İnsan düşüncesini ve hissettiklerini ancak bu ince güzelliklere hakim olduğu kadar ortaya koyabilir.

Kendi kendine esip gürleyen, şu dil cahilleri yok mu, şu dil cahilleri! Aklına geldiği gibi kelimeleri hayasız ve korkusuz bir şekilde kullanan o yamyamlar! Bir sözlüğü açıp bakmak, yerin dibine batacak kadar rezil olmaktan daha mı kötüdür? Ne olur yani bir kelimeyi anlamını bilerek kullansa, o zır cahil!

Hele o eklerin ve bağlaçların hali yok mu! Gördüğüm zaman tüylerim diken diken oluyor. Çünkü, Kahramanmaraşlı derken ‘–lı’ yapım ekini çekim eki gibi ayırarak kullanan zır cahiller var. Nasıl bir cehalettir, nasıl bir rezalettir bu. Bir de bu affedilemez hataları yaparken ahkam kesmeleri yok mu o ukalaların.

Geleceğin güçlü, aydınlık, kalıcı, eşsiz toplumunu oluşturmak ve bunun devamını sağlamak istiyorsak her şeyden önce ana dilimize mümkün olduğu kadar sahip çıkmalı ve gerektiği gibi kullanmalıyız.

Hüner düşünmekte değildir, düşündüğünü karşındaki anlayabilecek şekilde ifade edebilmektedir. Maharet fikir üretmekte değildir, bulduğun fikri net ve karmaşaya sebebiyet vermeden anlatabilmektedir.

Bunları yapabilmek ancak ve ancak ana dilimizi ne kadar iyi bildiğimize bağlıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.