Hem toplumsal değerlerimiz hem dini inançlarımız hem aldığımız terbiye yönüyle bizden büyük olan her kim olursa olsun, ona karşı saygılı ve ölçülü davranmamız gerekir.

Ferdiyetçilikten ziyade toplumsal-birlikte-ortak bir yaşam biçimini benimsemiş olan bizim gibi milletlerde kişilerarası ilişki ve iletişim bazı değerler etrafında şekillenmektedir.

Kan bağıyla veya akrabalık bağlarıyla yakın bir ilişkimiz olmasa dahi bizden büyük olanlara saygı, küçük olanlara da sevgi çerçevesinde yaklaşmak ve davranmak bir görevdir.

Ailede büyüklerimize, okulda öğretmenlerimize, sokakta kim olursa olsun bizden büyük olanlara, kendimizden küçük birine hitap eder gibi seslenemeyiz, ona karşı kullandığımız ifadelere dikkat ederiz.

Evet, bu gerçekten insani ve erdemli davranışlar insanı insan eden, hatta insani kamil eden eylemlerdir.

Abi, amca, abla, teyze gibi ifadeler bizi biz yapan, bizi değerli kılan, bizi erdemli toplum yapan kavramlardır.

Zira bu kavramlar kişileri dışlamak, hor görmek, ötekileştirmek değil, herkesin konumunu belirlemek ve karşılıklı ilişki anında dikkat edilmesi gereken noktaları tespit etmek için kullanılır.

Kültürümüzü oluşturan bu temel dinamikler bizi farklı yapan, ötekileştirmeyen ancak kendine özgü bir millet haline getiren eylemlerdir.

Bu gün iki genç geldi ve beni gerçekten hayrete düşüren sözcüklerle hitap edip gitti. Burada şunun düşünülmemesi lazım, sana saygı gösterilmesini ya da abi, bey vs şeklinde hitap edilmesini mi istiyorsun?

Hayır, kişisel olarak hiç kimseden beklentim olmadı, olmasını da arzu etmiyorum. Ancak ben hala insanlara abi, bey, hanımefendi, abla gibi sözcüklerle hitap ederken gençlerin bu hadlerini aşan, gayri ciddi sözleri beni utandırıyor. Abi demesinler, amca demesinler, bey demesinler ama insan gibi konuşsunlar.

Gencin biri geldi ve bina içinde bulamadığı bir adresi soruyor bana ve hitap aynen şu şekilde: Müdür 95. numara nerede? Evet, genç dediğim kişi hala 20’li yaşın ya başında ya bir iki adım ilerisinde. Ve karşısında insana hitap şekli?!

Belli ki bu genç eğitim öğretim sürecinden geçmemiş, bir şekilde hayatın zorlukları onu savurmuş atmış ve bir mücadele içinde dönüp duruyor diyelim.

Aynı gün, yani bu gün, bir önceki olaydan birkaç dakika sonra. Bir genç daha geldi ve hala liseye gidiyor, son sınıf, bir işyerinde staj yapıyor. Geldi genç adam, bir maruzatı varmış ve onu dile getiriyor: filan beyin yanından geliyorum, şu eşya sizde var mı? Hayır dedim ve gencin karşılığı: Tamam dayı (!?), oldu ve çekti gitti.

Bunlarda ne var demeyin lütfen, burada korkunç bir yozlaşma var, burada korkunç bir uzaklaşma var, burada korkunç bir dağılma var, burada korkunç bir kayboluş var.

Zira bu gençlerden ikincisi bey, abi demeyi kendine yakıştıramıyor ve sokak kopuklarının o son derece cıvık, laubali, amiyane tabiriyle hitap ediyor. Hem de bir kavramın içini boşaltarak, adeta ona tecavüz ederek. Ne demek Allah aşkına: Dayı?!

İlk genci sormayın zaten, Müdür (!?) o nasıl iğrenç bir hitap, o nasıl rezil seslenme, o nasıl çirkef bir laf. (Burada Müdür sözcüğüne veya müdürlere laf ettiğim anlaşılmasın rica ederim.) Ailesinde, mahallesinde ve okulunda eğitim ve öğretimden mahrum kalan nesiller kaybedilmiş insanlardır.  

Siz geçen onlarca yıl hatta yüzlerce yılda tanımadığınız, bilmediğiniz birine böyle bir hitap duydunuz mu?

Milleti millet yapan dili ve kültürüdür, eğer bu iki önemli unsur kaybolursa ne milletten, ne medeniyetten bahsedilebilir.

Her şey kaybedilebilir, ancak dil ve kültür asla yok edilmemeli, bozulmamalı, tahrip edilmemelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
murat kavun 2 ay önce

ağzına yüreğine sağlık sayın hocam