Çarpıtılan Tarihin Fiyasko Sahnesi!

12 Şubat 2018 Pazartesi günü kutlanan Kahramanmaraş’ın Kurtuluş Bayramında sahnelenen oyun, adeta çarpıtılan tarihin fiyasko sahnesi gibiydi.

Türkiye’nin kurtuluş mücadelesinde ilk olma ve halkın bağımsızlığı için savaşma cesaretini alevlendirme özelliğiyle birlikte ilk olarak da örnek olan Kahramanmaraş’ın kurtuluşu yalan yanlış bilgilerle mi aktarılıyor?

12 Şubat Kurtuluş Bayramı’nın kutlandığı gün alanda canlandırılan oyun sanki tarihi olaylar ve kişiler bile bile yanlış aktarılıyor gibi bir algı oluşmasına mı neden oluyor?

İşte oyundaki dikkat çeken noktalar:

İlk olarak Abdal Halil Ağa ile Ermeni Hırlakyan arasında geçen olayın canlandırıldığı bölümde, Halil Ağayı canlandıran kişinin fiziki özelliği dikkat çekiyor. Fotoğraflarda görüldüğü kadarıyla Abdal Halil Ağa şişman olmayan, uzun bir kişi. Ancak sahnede ise şişman, tıknaz, belki boyu Halil Ağa’nın yarısına gelecek bir kişi yer alıyor. İşte soru: Fotoğrafta görülen kişi mi Abdal Halil Ağa değil, yoksa sahnedeki kişi mi yanlışlıkla girmiş oyuna?

Aynı sahnede dikkat çeken bir diğer nokta ise, Halil Ağa ve Hırlakyan arasında geçen diyaloglarda. Halil Ağa, Hırlakyan’ın yanına geliyor ve sanki daha önceden Hırlakyan’ın kendisinden ne isteyeceğini biliyor gibi sert ve ters cevaplar vermeye başlıyor. Halil Ağa, gardaşlarının bağrına çomak vurmayacağını adeta Hırlakyan konuyu aklından geçirirken söylüyor. Bu kadar saçma bir sahne olamaz!

Ayrıca bu Hırlakyan denen kişinin de sahnedeki genç gibi sakallı olduğunu hiç tahmin etmiyorum.

Diğer konu belki çok önemli değildir ya da hiç dile getirilmemesi gerekir ama önemli bir tarihi olay anlatılıyorsa her detay çok dikkatlice ele alınmalıdır. Uzunoluk Hamamı’nda yaşanan olayda, hamamdan çıkan bayanlardan ikisinin izarı gri renkli ve minik minik karelerden oluşan bir kumaştan yapılmış. Ancak ben bu zamana kadar hiçbir yerde bu renkte bir izar görmedim. Görenler söylesin.

Arslan Bey çıkıyor arada sahneye, yani koskoca Arslan Bey sanki bir teferruatmış gibi birkaç defa çıkıyor, savaşı başından beri planlayıp sona erdiren muzaffer komutandır kendisi, yeterince rol bulamıyor oyunda. Zaten sahneye çıkanda da bambaşka bir hava var. Bildiğim kadarıyla Arslan Bey fiziki olarak daha kalıplı tabiri caizse iri yarı bir adam. Sahnede görünen kişi ise ancak benim kadar, ki benim boyum toplayın bölün çarpın 1.50 santimdir. Nerede yaklaşık 2 metrelik koca Arslan Bey nerede benim gibi ya da benden 10 santim uzun sahnedeki Bey! Efendim, ayrıca bu sahnedeki oyuncunun mimiklerine baktığım zaman ukala, kendini bilmez, burnu havada, herkesi hor hakir gören bir karakter duruyor. Adam zannedersin ne kadar düşman varsa hepsini kendisi kırmış geçirmiş, o da yetmemiş ülkenin bir doğusundan bir batısından, bir güneyinden bir kuzeyinden vurup ne kadar işgalci varsa hepsini bulduğu çukura ya da suya dökmüş. O ne sahte gurur, kibir öyle, o ne kadar insanın üzerinde cıvık, samimiyetsiz bir duruş öyle. Eğer Arslan Bey de bu rol yapan gibi idiyse valla ne deyim bu hal ona hiç yakışmamış derim. Adam sahnede lütfen duruyor, insanlarla sırf çenem işlesin diye konuşuyor ve zaten kibrinden yere bakmak gibi bir derdi yok, bildiğin gökyüzünde seyrü sefer ediyor. Bu oyuncu Arslan Bey gibi 2 metre olsa sanıyorum alanda kim varsa, buna protokol de dahil, herkesi vura vura linç ederdi. Allah’ın lutfu işe bu burnu havada adam Arslan Bey olarak değil de Arslan Bey’in taklitçisi olarak gönderilmiş, şükürler olsun!

Efendim gelelim bir başka çelişkiye, kaledeki Bayrak indirildikten sonra yerine Fransız bayrağı çekildi mi çekilmedi mi? Bildiğim kadarıyla Fransız Bayrağının çekilmediği yönünde daha güçlü rivayetler var. En son Arslan Bey’in oğlu ile sohbet ederken kendisi de bunu dile getirmişti. Şimdi bu konuda iyice araştırılmadan neden gereksiz bir şekilde Fransız Bayrağı çekildi, sonra indirildi gibi bir bilgi sunuluyor. Arslan Bey’in hatıralarında anlattığı Bayrak Olayını biraz uzun olacak ama aynı şekilde aşağıda veriyorum:

“27 Kasım 1919 Perşembe günü Memleket ileri gelenleri ve hocalara resmi yazı yazılarak Kadir Paşa’nın konağına davet edilmişti. Vakit gelince Mösyö Andriya resmi elbiselerini giymiş, HırlakyanAgop’un oğulları, Fransız milis komutanı Sıtkı, Mithat ve yirmibeş süvari önlerinde olduğu halde Kadir Paşa’nın konağına geldiler. Vakit tamam olduğu halde davetlilerden hiç kimse gelmemişti. Mösyö Andriya çok üzüldü. Ev sahipleri üzüntüsünü gidermek için bazı bahaneler ileri sürdüler. Cumartesi günü Belediye de toplanmak üzere tekrar resmi davet yazıları yazdılar ve geri Hırlakyanlara gittiler. Birkaç gün sonra Mösyö Andriya Maraş’ta artık Türk Bayrağı çekilmeyeceğini ve kaledeki Türk Jandarmasının da çekilmesini bildirmek için mutasarrıfa bir Fransız subayı göndermişti. Bunun üzerine mutasarrıf Atabey “ Vakti değildir. Böyle bir hareket halkın heyecanına neden olur.”  Bir olaya sebep olmamak için şimdilik bu olaya karışmamalarını kumandanlarına iletmek üzere gelen Fransız subaylarına söylemiştir. İşgal komutanı bayrağın indirilmesinde ısrar etti. Mutasarrıf bir olay olmasın vakit de geçti diyerek bayrağı indirtti.

Yüzbaşı Mahmut posta göndererek durumu etrafa haber verdi. Bu olaydan sonra Ermeniler de gelen geçen Müslümanlara saldırmaya başladılar. Kuyucaktan geçen Türk devriyesine ateş açıldı. Kaleden bayrağın indirilmesi için milis komutanı Binbaşı Sıtkı emir verdi. Kaledeki jandarmalar da bayrağın kaleden indirildiğini ve sabahleyin çekilmesine izin verilmediğini etrafa yaymışlardı.

Halk geceyi nasıl geçirdiğini ve geçireceğini bilemiyor bir olayın meydana gelmesi bekleniyordu.

Artık Maraş da Adana çevresi gibi Fransız egemenliğine girecek, Hükümete ve kaleye bizim bayrağımız çekilmeyecek, hükümetin yönetimini Mösyö Andriya ele alacaktı. Buna hiçbir türlü kayıtsız durulamaz ve izin verilemezdi.

“ Yirmi bin Kuvayı Milliye harekete geçecek kanlar sel gibi akacak bunun sorumlusu Fransızlar olacaktır.” Yazan bildiriyi sokaklara astık ve halkı coşturduk.

28 Kasım 1919 Cuma günü herkes kaleye bakıyordu. Halk arasında heyecan başlamıştı. Cuma namazı için Ulucamiiye toplanan halk abdest alıyordu.

Kısakürek Mehmet Ali cemaate hitaben yazdığı bildiride: “ Cuma günleri çekilmekte olan bayrağımız yerine çekilmedikçe Cuma namazı dinen uygun değildir. “ diye halkı tahrik ediyordu. Fransız komutanı hatibe ( Hutbe okuyan ) bir mektup göndermişti. Bir Ermeni mektubu vermek üzere cami avlusuna inerken topluluktan bir kişinin “ Ermeni bomba atıyor.” Diye bağırması üzerine halk telaşa düştü. Evliya Ermeniyi yakalayıp çarşı karakoluna götürdü. Ermeni Fransız komutanından mektup getirdiğini kötü bir niyetinin olmadığını söyledi. Evliya Efendi mektubu aldı halk telaş içerisinde dağılıyordu.

Ulucami kapısında bulunan Şerbetçioğlu Mehmet’in birkaç arkadaşına “Ne duruyorsunuz, sancağı çıkarın!” sözü ile koşmaları ve sancağın camiden çıkarılması bir oldu. Muhacir Murat Efendi: “ Allah’ını seven sancağın altına girsin.” Diye bağırdı. Sancağı tekbir ile kaleye çıkardılar. Bir Ermeni milisi karşı çıktı ise de ona da bir iki vurdular. Diğer Türk milisler de memnun oluyorlardı. Karakoldan bayrak alınarak kaleye çekildi.

Biz de hükümete karşılık verilmemesi için hükümet binasına gitmek üzere kaleden indik. Hükümetin karşısındaki Fransız tercümanı Ohannes ve birkaç milis linç edileceklerdi. Ohannes ve birkaç milis halkın heyecanı ve coşkunluğundan dolayı dayak yedikleri gibi silahları da ellerinden alındı. Yüzbaşı Mahmut Bey olmasaydı Ohannes ve birkaç milis linç edileceklerdi. Halkın elinden güç bela kurtarıldılar. Bunu gören Mösyö Andriya hükümetteki milislerine ve jandarmalara halkı dağıtmaları için emir vermişlerse de halk Maraş’ın jandarmalarının verdiği cesaretle karşı durmuş ve Fransız milisleri de harekete geçememişti.”

Savaşın her safhasında bulunan Komutan Arslan Bey olayı böyle anlatıyor, gerisini sizin takdirinize bırakıyorum.

Gelelim oyunun final sahnesine, burada kurtuluş savaşı göğüs göğse bir mücadele olarak verilmiş. Haydi, neyse verilsin, ancak öyle bir saçmalık koymuşlar ki akıllara zarar. Sahnede diyelim ki, 30 kişi var bunların yarısı Ermeni-Fransız, yarısı da Kahramanmaraşlı. Şimdi bizim hasımların ellerinde silahları var, bizimkilerin de ellerinde silahları var. Ama 15 kişi Maraşlıdan 2 hadi bilemedin 3’ünde silah var. Ağalar Beyler, siz hiç Maraş Milli Mücadelesinde milis kuvvetlerin, silah cephane gibi bir sıkıntı yaşadığını, bunlara şiddetle ihtiyaç duyduğunu okudunuz mu, duydunuz mu? Sahnede bu 2-3 kişinin dışında herkesin elinde sopa var. Adamlar almışlar bayzbol sopalarını ellerine çıkmışlar martin tüfeklerin karşısına. Ha gayret koş ki kurşun yemeden bir kefereyi tahtalı köye yollayasın. Bu kadar saçmalık olur, bu kadar vurdumduymazlık, bu kadar aymazlık olur. Ne gerek var buna baba ya, bizimkiler silahlarını almışlar adam gibi çatır çatır çatışmışlar. Vurmuşlar, şehit düşmüşler, gazi olmuşlar. Ama böyle saçma sapan tüfeğin karşısında, elinde sopa ile göğüs göğse bir mücadele olmamış. Ayrıca bu konuda Arslan Bey’in oğlu Mahmut Toğuz (Toğuzata), Kahramanmaraşlı kadınların, annelerimizin, ninelerimizin kahraman doğuran koca yürekli annelerimizin, savaş başlamadan önce 60 bin lira (burada lira diyorum öyle duydum artık o dönemin kullanılan parası neyse o) toplayıp yetkililere verdiğini söylüyor. Hadi bakalım ondan sonra siz de çıkın sopalı savaş sahnesi koyun oyuna.İşte bunun adı tam bir oyun olur. Ve bu oyunu kim oynuyorsa hiç rol yapamıyor denir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.