Tembel bir toplumun üşengeç yetiştirilmiş çocuklarıyız bizler. Devletin eteğine tutunup memur olarak hayatımızı garantiye alma öğütlendi sürekli bize. Çalışıp, emek vererek; bir bürokrat olmak, bilim adamı olmak, yönetici olmak, mucit olmak hiçbir zaman tavsiye edilmedi. Hep tembellik, hem yan gelip yatmak gibi bir yaşam tarzı bilinçsizce yerleştirildi beynimizin bütün hücrelerine. Zaten sözde zeki ama aşırı üşengeç keloğlan masallarıyla büyümedik mi? Ezbere dayanan sistemin, ezbere yaşayan, inanan evlatları değil miyiz?

Hayatımızın her anına sirayet etmiş, her geçen gün daha çok atalete, miskinliğe, üşengeçliğe götüren bir yaşamın harcanan beyinleri, bedenleri olarak geziyoruz boyuna, boşuna…

Ve değil mi zaten, toplumumuzun yığınla hatasıyla beraber şu ‘hoş geldin- hayırlı olsun’ ziyaret programları da bir veba gibi yakamıza yapışan, hayatımızın asalağı.

Ne kadar çok ziyaret sever insanlarız biz. Biri bir yere atanmaya görsün, bir rütbe alamaya görsün, seçilmeye görsün. Kim var kim yok herkes anında harekete geçiyor. Günler süren, aylar süren bir ziyaret çılgınlığı…

Aman tanrım, aman Allah’ım! Nasıl bir vurdumduymazlıktır bu, nasıl bir sorumsuzluktur. Hatta işin ucunu o kadar kaçırıyoruz ki, bir kendimiz gidiyoruz, bir mensubu olduğumuz dernekle, kurum ya da kuruluşlarla hep beraber gidiyoruz, bir kalkıyoruz arkadaşımıza refakat etmek için gidiyoruz. Ne sonu gelmez gitmeler bunlar Allah’ım.

Nasıl bir düşünce yapısının ortaya koyduğu sorumsuz bir tutumdur bunlar.  Bazen kafa yoruyorsun bu çılgınlığa, ne zaman bitecek bu diye. Hatta işi öyle zıvanadan çıkaranlar var ki, üç kişiyle, beş kişiyle, on kişiyle de yetinmiyor. Bildiğin mitinge gider gibi onlarca kişi toplanıp ziyarete gidiyor, neymiş efenim: Hayırlı olsun diyeceklermiş.  Tamam da sorun nedir ki, o kadar insan toplanıp gidiliyor. Ne oldu, neler oluyor, kim ne yapıyor?

Yazık değil mi Allah aşkına, hem o insanın mesaisini çalıyoruz hem de kendi mesaimizden hırsızlık yapıyoruz. Ne olur yani gitmesek, hem de o kadar çok, ordu gibi toplanıp gitmesek. Rahat bıraksak o insanı görevine odaklansa, işine konsantre olsa, sorumluluk aldığı işin detaylarını öğrense. Bizimle konuşmaya harcadığı enerjiyi, bize hizmet olarak verse.

Ne olur yani bizde oturup kendi işimizle uğraşsak, orada gereksizce harcadığımız o vakti işimizin en güzelini, en iyisini yapmaya harcasak.

Ama hayır, bizler yan gelip yatarak kazanmaya, emek vermeden almaya kafa yoran insanlarız. Ziyaret ile o adamın gözüne görünüp, daha sonra tanışıklık adı altında iş koparmaya mı çalışıyoruz?

Artık rayından çıkmış bu gereksiz sözde ‘hayırlı olsun’ ziyaretlerine bir son vermeliyiz. Bütün mahalle toplanıp, bütün insanlar toplanıp ziyarete gitmemeliyiz. Sanki çok önemli bir iş yapmışız gibi bir de hep birlikte fotoğraf çektirmemeliyiz. Adamlar üşenmeden, sen zannedersin ki gittikleri yeri fethetmiş gibi bir de kapısının önünde fotoğraf çektiriyorlar. Önlerinde bir icat var ve hepsi onu keşfetmiş gibi şuursuzca poz veriyorlar. Az önce ne kadar hakkı gasp ettik, ne kadar çok insanın hakkına girdik acaba farkında mıyız?

Bu saçma ziyaret çılgınlığı terk edilmelidir. Bir hayırlı olsun, bir sağlık olsun, bir geçmiş olsun ziyaretleri hiçbirimizin işine yaramaz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.