Kahrolasın, imansız eylemlerinde yasa boğulasın, kaçamadığın yeryüzünde kıskıvrak yakalanasın, acı üstüne acı çekesin, derdine derman, yarana merhem bulamayasın. Kuduz olan bedeninin, ruhunun, beyninin virüslerinde ıstırap çekesin, hemen ölmeyesin dertlerinde boğula, feryat ede, sesine cevap bulamayasın; mazlumların ahında yana, destekçilerinin kininde kaybolasın. Bu has topraklarda filiz yeşertemeyip, bahar görmeyesin, toprakların lanetine uğraya, hayatın kahrına maruz kalasın. Vurduğun bedenlerin acısına kapıla, yaktığın yüreklerin koruna düşesin, yavaş yavaş yana bedenin, nokta nokta eriye ruhun, atomlarına kadar ağrı duyasın, sonsuza kadar elem üstüne elem, azap üstüne azap göresin. Yurtsuzsun zaten yurt bulamaya, vatan göremeye, sevgi duyamayasın. Girdiğin gül bahçeleri diken tarlası olsun, ovaların amansız uçurumlar, yolların kanınla bulansın, kendi kanında boğulasın.
Ağlatıyorsun vatanımın asil evlatlarını, geride kalanlarını. Haberin olsun sonsuz diyarların sonsuz güzelliğine yürüyor arslanlar; ne bu dünyada ne ötelerde çakallara, sırtlanlara rahat yok, yurt yok, huzur yok bilesin. Sanma ki, pes edecekler, teslim olacaklar, korkacaklar. İyi dinle, iyi ezberle, son fert, son çocuk, son kadın da ölene kadar nefesimiz ensende sana sevinç yok, sana güven yok, sana vatan yok. Sen ve o rezil, alçak, korkak işbirlikçilerin, destekçilerin var ya, emin olun, iyi dinleyin, bu topraklar asillerin öz yurdudur, bu vatanda ancak sevgi çiçekleri açar, bu diyarda ancak huzur şölenleri düzenlenir. Bu vatan size geçit vermez, bu topraklar size hayat vermez, kan kusan salyalı ağızlarınızla, irine boğulmuş kara kalplerinizle bu yurtta size hayat yok. Kanunlar izin vermez size, adil, hoşgörülü bu coğrafyada sana, size yer yok.
Söyle hadi varsa sende azıcık insaf, gördün mü şehitlerimizin ardından bir pişmanlık, bir isyan, bir geri adım. Kabul etmezsin sen biliyorum, haydi itiraf et gördün mü komutanlardan, amirlerden, bakanlardan, yönetenlerden en ufak bir korku, en ufak bir panik. İnandığın bir değer varsa şayet, haydi onun üstüne yeminle söyle; vatan sağ olsun, oğullarım, kızlarım, her şeyim vatana feda olsundan başka bir söz duydun mu? Bilmem ki insanlıktan hiç nasiplendin mi, ama bir zamanlar dahi olsa yüreğin birazcık sevgiyle buluştuysa eğer onun hatırına söyle, attığın kurşundan kaçan, döktüğün bombadan korkan, sen kininle koşarken senin üstüne atlayan arslanlardan başka bir beden, bir ruh, bir insan gördün mü? Şahitsin, biliyorsun, vallahi, billahi biliyorsun bombanın üstüne yatıyor bu adamlar, kurşuna koşuyor, vatanına, kardeşine bedenini siper ediyor bu yiğitler. Haydi, söyle, itiraf et, umulur ki bu insanlığın ak temsilcileri, aydınlık insanlar sana merhamet eder.
Görüyorsun, her saldırından sonra yeniden kenetleniyor bu yurdun insanları. Görüyorsun, ağıtlarında asalet, matemlerinde kudret, dalgın düşüncelerinde azamet var bu adamların, kadınların, çocukların. İşte bu seni kahrediyor, perişan oluyorsun, korkaklığın kuduruyor, panikliyorsun. Biliyorsun, ne top sindiriyor bizi ne bombalar. Yeniden dikiliyorlar vatanın her sathında, bir değil üstelik şehitlerle beraber, kalanlarla beraber, gidenlerle beraber; birler bin oluyor, binler milyon oluyor, milyonlar sonsuzlaşıyor karşında. Sen ne kadar sefilsin öyle, siz ne kadar aciz, korkak, çaresizsiniz öyle.
Yiğitlik sizden sökülmüş belli, ancak hainlik peşinde koşuyorsunuz. Mertlik canınıza tükürüp çekmiş elini eteğini sizden, sinsi planların elinde mahkum olmuşsunuz. Arslanlar korkutuyor sizi, donunuz bedeninizde duramaz olmuş. Ancak pusular ardından çıkıyorsunuz, tuzaklar altından görünüyorsunuz. Siz ahh, adi, hayvandan aşağı mahluklar, sizi tanımlayacak kadar kötü bir kelime yok lügatlerde, dünyada.
Daha çok söze gerek yok, sen ve o işbirlikçilerin var ya, hah işte onlar çok uzağa gitmeyin zaten. Bakın birkaç zaman öncesine ve Çanakkale’yi görün, Sakarya’yı görün, Kahramanmaraş’ı görün…