Arslan Bey'in Milli Mücadele Hatıraları -7-

Kahramanmaraş Gündem

Maraş'ta devam eden katliamlar ve savaşın ilk günü...

Karargâhta tutuklanan Mutasarrıf Vekili Cevdet, Jandarma Komutanı İsmail Hakkı, Nafia (Bayındırlık İşleri) Mühendisi Abdüllatif, Belediye Başkanı Hacı Bekir Sıtkı, Kocabaş Hacı Naci, Şişman Arif idiler. Kendilerine izin verilenlerden Rafet Hoca “ Arkadaşlarımızı soranlara ne diyeceğiz. Onlara da izin verilmeyecekse biz de kalalım.” Sözüne “ Biraz sonra onlar da gelirler” cevabını vermişti. Bunlar karargâhtan çıkınca Fransız birliklerinin harp düzeni aldıklarını yollara asker konmuş, harbe hazırlandıklarını görmüştü. Biz heyet hakkında bilgi edinmek isterken, Bayazıtoğlu Mehmet Bey arkadaşlarının tutuklandıklarını kendilerinin zorla gelebildiklerini söylemesi üzerine halkın Bayazıtlı Mahallesinden dayı dedikleri İsa Çavuş’un etrafına toplanarak: “ Haydin Kışlaya gidelim, Heyeti kurtaralım!” Diyerek yürüdükleri haber verildi. Yetişerek durduruldu geri çevrilerek daha önce verilen emre uyulmasını: “ Silahsızların evlerine, silahlıların silah başında verilecek emri beklemeleri söylenerek dağıtılmışlardı.” Çok geçmedi, hükümete gelmekte olan bir jandarma Terzi Ziro’nun evinin karşısındaki Fransızların oturduğu evden atılan bir kurşunla şehit olmuştu. Düşman gördüğü her karartıya ateş ediyordu. Birkaç adam yaralandı. Mağaralı tarafındaki Fransız devriyesinin tümü yok edilerek silahlarının alındığını devriye memuru Remzi haber verdi. Şimdiki hükümet civarında yerel olaya giderken, o semtin grup komutanı Bekir Özdemir ile karşılaştık. “ Siz buraya niye geldiniz? Geri dönünüz “ dedi.” Fransız devriye erlerini vuranları silahları alanları görmek istedim” deyince “ Emirsiz harekete geçilmesi doğru değildir. Burada silahlar patladı. Etrafta Ermeni evleri vardır. Burada durmanız doğru değildir. Olayı öğrenir size haber veririm.” dedi. Yanında silahlı kuvvetler vardı. Harekete geçmişti. Ark başında kışlaya doğru ateş başladı. Mağaralı’da Fransız devriyesinin vurulması üzerine Acemli Mahallesi’nde de hareket başladı.

Fransızlar şehre top ve makineli tüfek ateşi yaparak korku saldılar. AHIR Dağı’nda yirmi bin kuvvetimiz vardır. Harekete geçecek diye bildirileri sokaklara yapıştırdığımızdan odundan gelenleri çete zannederek topları ahır dağına çevirdiler bombardıman ediyorlardı.

Fransızların hükümet caddesine ateş etmelerinden evlerine gidemeyen sıhhiye müdürü Murat, Doktor Hilmi, Emir Mahmutzade Sırrı ve birçok memur hükümetin doğu tarafındaki duvardan inerek Muallim Hayrullah Efendi’nin evine sığınmışlardı. Faik ile biz de oraya gittik. Top sesleri devam ediyordu. Çarşı ve sokaklarda tutuklamalar başladı. Kaltakçı Halil, Dikeç Hayri, Üzümsuyu Mehmet, Talaşkacı Hacı Ali’nin şehit edildikleri haberi verildi. Harbin birinci günü Pazarcık’tan gelmekte olan din adamı Ediklioğlu Mustafa da Kapıçam’da şehit edildi. Sivas’tan emir (talimat, yönerge) istemiştim. Posta geldi, Mahmut Bey ile şifre çözüldü “ Harbe meydan verilmemesi sükûnetin korunması, sükûneti korumak uygundur.” deniliyordu. Fakat düşman harbe başlamıştı.

Teslim olduğumuz takdirde yüzlerce insan tutuklanacaktı. Harbi kabul etmek daha doğru idi. Harp emrini semtlere götürmek için postaların cesaretleri kırılmıştı. Emir-Kumanda dinleyen yoktu. Herkes şaşırmıştı.

Fransızların terör hareketi halkı korkutmuştu. Jandarmanın açtığı ateşler de Fransızları ürküttü düşmanın taarruza geçmesine sebep oldu.

Akşamleyin Kayabaşı’na gitmek üzere arkadaşım Faik ile Keşifli Cami’ne kadar gittik. Yahya hocayla birleşerek cephe vaziyetini gözden geçirdik. Kayabaşı harp sahnesi olmuş geçme imkânı yoktu.

Düşman harekete geçer geçmez Kayabaşılılar da cephe tutmuşlardı. Abarabaşı Kilisesi, Araplar Kozu, Kışla arasındaki düşmanın hareketini durdurmuşlardı. Karşılıklı silah sesleri devam ediyordu. Sokaktan geçen köpeğe bile ateş ediliyordu. Hükümete geri dönmek üzere Uzunoluk’a gelince, oradan geçen Fransız birliğinin ateş açması üzerine Ceza Hâkimi Cemil vuruldu. Ben dereye atlayarak, Baba Halillerin kapısı altına sığındım. Birleşmeye olanak bulunamadı. Bir süre sonra hükümete döndük. O gece Abarabaşı Kilisesi’nin arkasında bir evde kiracı olarak oturan yüksekokula hazırlık okulu din bilgisi öğretmeni Hafız Veliddin’in evine giren Ermeniler onu korkunç bir şekilde şehit etmişlerdi. Merhumun şahadeti çok tesir uyandırdı. Demek Ermenler fırsat bulurlarsa katliam edeceklerine şüphe bırakmıyorlardı. Halk artık teslim olurlarsa öldürüleceklerine inanmıştı. Geceyi hükümette Yüzbaşı Mahmut ve öğretmen Ahmet Hilmi ile geçirdik. Sabahleyin erkenden ark başındaki kuvvetleri görmek için gittim. Kışlanın ortasında ve üstünde tahkimat (sağlamlaştırma) yapılıyordu. Orada bulunan Sarı Kâtip Hasan ve Çuhadar Ali’ye ateş edilmesi emrini verdim. Çok isabetli ateş dolayısıyla düşman kuvvetleri kışlaya sığındı. Ark başından mazgallar (ateş edecek delik) açılarak, siperlere kuvvetler yerleştirerek hükümete döndüğümde 22 Ocak 1920 tarihli Mutasarrıf Vekili Cevdet, Belediye Reisi Sıtkı, Jandarma Kumandanı İsmail Hakkı imzalı yazı geldi.

Bu yazıda: “ Ey Ahali (halk), yaptığınız hareketle memleketi mahv (yok etme) ve harap edeceksiniz, Allah’ını seven, peygamberini seven bu kanlı faciaya (kötülük) bir son versin. Bu bildirinin üzerine halk, silahını terk ederek yerlerinde rahat ve sakin otursunlar, iş ve güçlerine baksınlar. Şayet bir daha bir taraftan silah atılacak olursa memleketi harap ettireceksiniz, Aman gardaşlar malınıza, canınıza acıyınız, sözümüze güveniniz, söz anlamayanlara anlayanlar anlatsın, size silah atılsa bile karşılık vermeyiniz. Bu ilanı jandarmalarla, tellallarla merkeze ilan ediniz. Memleketin çıkarı bunu gerektirir.”Diyordu.

Fransızlara karşı batıda hakim olan noktadaki Mercimek Tepe, Türkoğlu Mustafa Çavuş ve Yedek Subay Muhacir Abdullah tarafından tutulacaktı. Fransızlar daha evvel harekete geçtiklerinden Mercimek Tepe’yi işgal etmişlerse de Mustafa Çavuş kuvvetleri baskın yaparak bir iki saat süren savaştan sonra Fransızlar Mercimek Tepe’den çekilmek zorunda kalmışlardı. Kışladan yapılan müthiş topçu ateşine rağmen Mercimek Tepe’yi Mustafa Çavuş kuvvetlerinin işgal etmesi ve ark başından kışlaya doğru şiddetli ateş açılması, Fransızları telaşa düşürmüş, Mutasarrıf Vekili Cevdet Beyi göndermeye mecbur etmiştir. Cevdet Bey, elinde beyaz bayrak hükümete geldi, karşıladık, Yüzbaşı Mahmut’a; “Beyaz bayrak çek, her tarafa postalar çıkar, teslim olacağız.” emrini verdi. Mahmut: “ Postaları vururlar, halk teslim olmaz.” Deyince “ Sizi idam ederler vazifenizi (görevinizi) yapmalısınız.” dedi. Mahmut ise: “Bulurlarsa idam etsinler!” dedi. Ben öne çıktım “Teslim olursak binlerce insan tutuklanır. Binlerce şehidimiz vardır. Teslim olmayız!” deyince “Siz kim oluyorsunuz? Sizi tanımıyorum.” dedi. Sonra Mahmut Bey’e dönerek : “Teslim bayrağı çekilmesi konusunda ısrar (ayak direme) ediyorlar, ben idamla tehdit (gözdağı) ediliyorum, ben gideceğim.” Dedi. Tahrirat Müdürü ( Yazı İşleri Müdürü ), Fransızların top ve makineli tüfekle şehri bombardıman eylediklerini, birçok kimsenin şehit olduklarını Müdafaa-i Hukuk üyelerinin tutuklandıklarını, harp bütün şiddetiyle devam eylediğinden acele top ve makineli tüfek ile harbi idare edecek bir kumandanın gönderilmesi… Konusunda Sivas’a telgraf gönderdi.

Mahmut Bey hareket edecekti. Tahrirat Kâtibi de geldi. “ Gidemezsiniz!” dedi. Mahmut Beyi sıkıştırdı. Mahmut Bey kesinlikle gideceğini söyleyince Tahrirat Müdürü (Mutasarrıf Vekili) “Ben de giderim. “ dedi. Ben rica ettim “Telaşa lüzum yoktur, sonucunun hayır olduğu, Fransızların tecavüz (saldırı) etmeleriyle sabittir. Sivas’a şehri top ve makineli tüfekle ateş altında tuttuklarını ve yangınlar meydana geldiğine dair yazınız. Şahsınızdan çok yararlanacağız.” Dedim. Cevap vermedi.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.