Kişinin dünyaya gelişiyle birlikte varlığını ve varlıkları anlama yolculuğu da başlıyor. Doğumdan itibaren kendine hep güvenli bir liman arayan insan, zaman zaman içine düştüğü yanılgılar ve yanlışlardan sonra kendince kendine en güvenli sığınağı bularak orada gizlenmeye çalışıyor.

Bu arama bulma serüveni içinde sonsuzluğa doğru ilerleyen birey, aile ve toplum içinde birey olma yolundaki en önemli adım olarak kendisinin anlaşılmasını görüyor.

İlk durakta ailesi tarafından anlaşılmayı bekleyen kişi, kendince olan düşünceler ve duygular sonucunda aslında kimsenin kendisini anlamadığı fikrine, belki yanılgısına, belki vehmine düşüyor belki de hakikatine ulaşıyor. 

Sanıyorum bu anlamda dünyanın nüfusu kadar anlaşılmayan insan geziyor yeryüzünde. Ve hepsi de en yakınındaki kişinin bile kendisini anlamadığını tasarlayarak yaşıyor. Anlaşılmaz insan psikozu ya da anlaşılamayan insan hüznü yer yer kişinin aklını kurcalasa da kendince bu kadar ehemmiyetli olan konu üzerinde fazla durmadan anlaşılmazlar dünyasına yeniden bir daha giriş yapıyor.

İnsan niçin anlaşılmayı umuyor ya da bekliyor ki?

Anlaşılmak bütün sırlarının ifşası ve gizli dünyasının alenileşmesi olmaz mı?

Her kişi kendi dünyasında bir pırlanta olmak varken neden ucuz bir maden derecesini arzuluyor ki?

Anlaşılan insan aslında gerçekten basitleşir mi? Sıradanlaşır mı?

Her kişinin anlaşılması dünya üzerinde yaşanan kişiler, kişiler arası, toplumlar, toplumlar arası, ülkeler arası sorunları ve savaşları bitirir mi?

Her çözülen şifre gibi anlaşılan her insan yeniden gizlenmek kaygısına mı düşer?

Aslında anlaşılmamaktan dertli olduğunu ifade eden insan nasıl oluyor da böyle bir sorunu varken bir daha kendi kendini anlamayanların içine gönderiyor. Özünde çok iyi, saf, samimi bir insan olmasına rağmen kimsenin kendisini anlamadığı için kötü biri olarak kabul ettiğini zanneden fert neden anlaşılmaya çalışmıyor? Eğer bu bir sorun ise ve anlaşılamamaktan acı çekiyoruz veya çektiriyoruz veya çekilmesine neden oluyorsak, bu sorun tek bir yaratık olarak bizde mi yoksa bizi anlamayan sayısal anlamda daha çok olan muhataplarımızda mı? Neden insan aslında kendisinin iyi biri olduğunu ve diğerlerinin kendisini anlamadığını düşünür? Bu kaçış mı yoksa güvenli bir liman mı? Veya biz hiç farkında olmadan anlaşılma kaygısıyla hata yapıyor ve bundan dolayı anlaşılmaz hale mi geliyoruz?

Ve insani vasıflarımızı hayatımızda, yaşantımızda, karakterimizde toplayıp ve bunlar doğrultusunda yaşamadığımız için mi anlaşılmaz oluyoruz? Daha doğrusu akıl ve mantık süzgecinden geçerek bütün insanlığın doğru, güzel, faydalı olarak kabul ettiği değerlere göre değil de insani taraflarımız yerine içgüdüsel ve çıkarcı taraflarımızın dürtüleri sonucu egomuzun yapmayı istediği davranışları yaptığımız için mi anlaşılmazlaşıyoruz? Ya da insanlığın ortak değerlerine insanlık olarak sahip çıkmayıp, toplumların uydurduğu uyduruk kurallara göre yaşadığımız için mi bu çelişkiyi yaşıyoruz? Veya bizim kendimiz gibi olmamız gerekirken, bizim olmamızı istedikleri şekilde olduğumuz için mi anlaşılmamak ortak bir problemimiz olarak karşımıza çıkıyor? Bütün insanlar kendisi gibi olsa, inandığı gibi yaşasa, yaşadığı gibi inansa, menfaati, nefsi, enaniyeti doğrultusunda değil de içiyle dışının bir olduğu bir karaktere bürünse anlaşılmazlık ortadan kalkar mı?

Anlaşılmamak bir sorun mu?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.