0-12 yaşlarını kapsayan çocukluk dönemi, insan hayatı içerisinde önemli bir yer işgal etmektedir. Çünkü bu yaş aralıklarında aile ve çevre tarafından çocuğa verilen tepkiler ve aynı zamanda çocuğun yaptıkları ya da yapamadıkları bireyin kişiliğinin oluşmasında önemli etkenlerdir. Örneğin; çocukluk döneminde aile tarafından sorumluluk alan ve ailenin sevgi ve saygısını gören bir birey ileriki yaşlarda öz güven sahibi, sorumluluk almaktan çekinmeyen bir kişi olacaktır. Ancak aile büyükleri ve çevre tarafından sürekli horlanan, yok sayılan, kararlarına saygı duyulmayan bir bireyse ileriki yaşantısında en iyi ihtimalle ezik, kendisine ve topluma yapılan haksızlıklara karşı çıkmayan, kendisi için önemli kararları bile başkalarına havale eden bir kişi olacaktır.
Çocukluk yaşantıları, bireyin yaşantısı üzerinde bu denli önem arz ederken çocuğun bu yaş diliminde ki uğraşları da göz ardı edilmemeli. Yirmi-otuz yıl öncesine kadar köy ve kasabalarda büyüyen çocuklar, okul ve uykudan artı kalan zamanlarının büyük kısmını dışarıda arkadaşlarıyla oyun oynamakla geçirir, doyasıya eğlenir, enerjilerini dökerlerdi. Büyük ilçe ve illerde yaşayan çocuklar ise betonlaşma daha bu denli yaygın olmadığı için köy ve kasaba çocukları kadar olmasalar da sokakta oyun oynama şansına sahiptiler. Çocuklukları son on yıllık zaman dilimine denk gelen çocuklar ise kendilerinden birkaç öncesi nesil kadar şanslı değiller. Hem şehirlerin betonlaşarak oyun oynama alanlarının azalması hem de güvenlik sorunlarının artması özellikle şehir merkezlerin de yaşayan çocukları daha fazla evlerine hapsetti. Köylerde ve kasabalarda yaşayanlarsa betonlaşma ve güvenlik sorunlarından çok fazla etkilenmeseler de on beş yıllık zaman diliminde ilerleyen teknoloji hayatımıza pek çok kolaylık getirse de yaşayış yeri gözetmeksizin çocukların çoğunu da evlerine kapattı.
Ben ve benim yaşımda ki bireyler son on beş yıllık yolculuğun ilk yolcuları sayılabiliriz. 90’ların sonlarına doğru ülkemizde ki pek çok çocuğun eve kapanmasına vesile olan ateri oyunları teknoloji bağımlılığının ilk durağıydı. Ancak yolculuk ilerledikçe bağımlılığın derecesi de artacak ve günümüzde olduğu gibi kimi çocuklar okuldan arta kalan zamanlarını uykularından da alarak günlük sekiz-dokuz saat bilgisayar başında zaman geçirebileceklerdi. İnternet ve bilgisayar bağımlılığı hem çocukların göz sağlığını olumsuz etkilerken hem de saatlerce yerinden kalkmayan, hareket etmeyen bir nesli obezitenin kucağına atabilmektedir. İş, sadece çocuğun bedensel olarak zarar görmesiyle de kalmayıp en iyi arkadaşı bilgisayar olan çocuğun ruhsal sağlığı da olumsuz etkilenmektedir.
Bilgisayar ve internet bağımlılığı günümüz çocukları için en büyük tehlikeyken, çocuğun bu bağımlılıktan nasıl kurtulacağı da en çok merak edilen sorulardan bir tanesidir. Esasında önemli olan, çocuk, teknoloji bağımlısı olmadan onun bu yolculuğa çıkmasını önlemektir. Özellikle şehirlerde ki apartmanlarda yaşayan çocuklar yapacakları çok fazla etkinlik olmadığı için gün boyu evde sıkılmakta ve çareyi anne-babalarının bilgisayarlarında görmektedirler. Çocukları ilgi ve yetenekleri doğrultusunda çeşitli kurslara, halk eğitim merkezleri ve benzeri kuruluşların etkinliklerine yönlendirmek çocuğun daha eğlenceli ve verimli zaman geçirmesini sağlar. Çocukların en önemli gereksinimlerinden bir tanesi de hareket etme ve bedensel enerjisini harcama gereksinimi iken, bu gereksinimi göz önünde bulundurup çocuğu parklara, yürüyüş ve koşu alanlarına götürmek başka bir çözüm yoludur.( Maalesef ilimizde büyük park ve koşu alanlarının eksikliği bu çözüm yolunu yokuşlaştırmaktadır ama temennimiz bu tür yatırımların bir an önce şehrimizde var olmasıdır.)
Teknoloji bağımlısı olup günün üçte birini bilgisayar başında geçiren çocuklar içinde yukarıda belirttiğim çözüm yolları gereklidir ama bu yollar nihai çözüme ulaşma konusunda eksiktir. Çünkü çocuğun bu bağımlılığı bir rahatsızlık boyutuna ulaşmıştır. Böyle durumlarda çocuğun okul psikolojik danışmanıyla görüşülmesi ya da çocuğun bir terapiste yönlendirilmesi bu bağımlılığın yok olmasında etkili olabilmektedir.




