Kahramanmaraş depremi yaşayan herkeste fiziksel ve ruhsal yıkıma sebep oldu.
Ancak bu doğal afet insan dışında meydana geldiği için hiç kimsenin kabullenmekten başka çaresi yok.
Şu anda depreme değinmeden yardım konusuna değinmek istiyorum çünkü bu konuda depremzedelere en az deprem kadar hasar yaşatmıştır diye düşünüyorum.
Yapılan yardımların bir bölümünü gördükten sonra aklıma ilk olarak Habil ile Kabil geldi. Hani Allah onlardan mallarından bir şeyler istemişti de Habil ve Kabil de sahip olduklarından bir şeyler götürerek Allah rızası için vermişti.
Fakat Habil mallarının en iyisini Allah için bağışlarken, Kabil en kötüsünü seçerek talihsizler arasındaki yerini almış ve kendisinden sonra geleceklerin temsilcisi olarak ön plana çıkmıştı.
İşte bundan sonra iyilik yapanlar ya Habil gibi asil bir davranışa ya da Kabil gibi rezil bir düşünceye sahip olduklarını gösteriyordu.
Habil ve Kabil; Allah rızası için yapılan eylemler arasındaki iyi-kötü, doğru-yanlış, hayırlı-hayırsız gibi davranışların iki uç kutbundaki temsilcileri oldu.
Kahramanmaraş depreminin ardından da ülkenin hemen hemen her bölgesinden yardımlar gelmeye başladı.
Günlerce aç susuz ve açıkta olan depremzedeler gelen bu yardımlara ihtiyaç duyuyordu.
Ancak bu insanlar deprem anına kadar alın teriyle kazanmış, kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışan, mümkünse insanlara iyilik yapmaya da çalışan insanlardı.
Ancak birkaç saniye içinde sahip olduğu şeyleri kaybetmiş ve dünya malı adına elinde hiçbir şeyi kalmamıştı.
Zaten gelen yardımlara utana sıkıla yaklaşıyor, mecbur olduğu için alıyordu.
Karşılaştığı en ağır manzaradan biri ise kutuların içine konulmuş eski püskü eşyalar, bazıları yırtık, bazıları kullanılamayacak malzemelerdi.
Bir kutu açılmıştı ve içinde havlular vardı, havlu yani elimizi yüzümüzü sildiğimiz havlu, kutu açılır açılmaz çok kötü bir koku yayılmaya başladı etrafa.
Açanlar bin pişman uzaklaştı kutunun yanından çünkü içindeki eşyalar kullanılmıştı ve kirliydi.
Bazıları malzeme gönderdi yardım için ancak gönderilenler de çok kalitesiz, kötü, çok ucuza satılan eşyalardı ve zaten bunlardan istenilen verimi almak adeta imkansızdı.
Belki birçoğumuz da gördük tv ekranlarında eski eşyalar yakılıyordu çünkü onlar kullanılamayacak kadar eskiydi.
Ve Anadolu irfanına sahip denilen insanlar, kadirşinas, yardımsever denen insanlarımızdan bazıları bu işi ya anlayamamıştı ya da Allah ile yaptığı bu ticarette Kabil gibi davranarak hayatının en büyük hatalarından birini yapmıştı.
Yapmayın, eğer böyle yardım ve iyilik yaptığınızı düşünüyorsanız yapmayın.
Bu her şeyden önce kişinin kendisine yakışmaz, insanlığına yakışmaz, erdemine yakışmaz, inandığı değerlere yakışmaz.
Kullanılamayacak eşyaları yardım diye göndermek insanlık değildir, iyilik değildir; acı çeken insanlara daha büyük bir darbe vurmaktır.
Böyle bir günde bu derin acıları yaşadığımız bir zamanda böyle bir yazı yazmak daha acı veriyor.
Konu net: Habil mi olmak istiyoruz yoksa Kabil mi? Herkes kendisini buna göre ayarlamalıdır.






Deprem ve sonrasında yaşananlar-doğal olarak tabi-o kadar hızlı bir şekilde ilerledi ki tıpkı depremzedelerin üzerinde ne varsa öylece sahaya çıkması gibi insanlar da karakterlerini kamufle edecek fırsatı bulamadan,iyi veya kötü en doğal halleriyle gün yüzüne çıktılar.Bu cengamenin içinde bile dervişin fikri ne ise zikri de o,oldu.Memleket olarak o kadar çaresizdik ki kim olursan ol yine de gel,dediklerimiz de oldukları gibi geldiler işte.Yoksa kim Kâbil olmak isterdiki?