Erzurum’da kırmızı ışıkta geçen bir halk otobüsü, karşıdan karşıya geçmekte olan bir üniversite öğrencisine çarpıyor. Yarım saate yakın otobüs tekerleğinin altında kalan genç, feci bir şekilde can veriyor. İki cümleyle anlattığım olay, vicdansızlığın bir bölümünü anlatıyor. Bir de vicdansızlığın ikinci bir bölümü var ki yürek parçalıyor. Kazadan (cinayet desek daha doğru olur) sonra otobüsten inen yolcular, etraftaki meraklı gözlerle beraber tekerleğin altında kalan cansız bedene uzun süre bakıyorlar. Kısa bir zaman sonra, olay yerine polis de ulaşıyor. Kazayı (cinayeti) gören bir şahit arıyor. Ancak ne yolculardan ne de cinayete şahit olan diğer kişilerden olumlu bir cevap gelmiyor. Hatta görgü tanıklarından birkaç tanesi ‘Şahit olup da, başımı belaya mı sokayım’ diye bazı sözler de söylüyorlar. Velhasıl, polis olayı gören vicdanlı bir görgü tanığı buldu mu bilmiyorum ama gencin cenazesi memleketine gönderilip toprağa veriliyor ve bu esnada gencin anne-babasının feryatları yürekleri dağlıyor.
Bu olaya iki açıdan bakmak gerekir: ilk olarak şoförün kırmızı ışıkta durmayıp yayayı ezmesi olayın en önemli boyutudur. Öyle görünüyor ki şoför, ya trafik kurallarını hiçe sayıp, insanların ve aynı zamanda kendisinin canını ve malını önemsemeyen bir ahlaki değere sahip, ya da trafik kurallarını öğrenmemiş bir sürücü. Bir halk otobüsü sürücüsünün trafik kurallarını bilmemesi pek ihtimal dahilinde olamayacağı için ikinci olasılığı es geçebiliriz. Peki, çevrede toplanıp bir sinema filmi izler gibi dakikalarca, gencin otobüs tekerleğinin altındaki cansız bedenini seyredenlere ve olayı görmüş fakat ‘Şahit olup da, başımı belaya mı sokayım.’ diyenlere ne demeli. Bunlar değil midir ki, yüzlerce haksızlık yapılırken, savaşlarda sayısı belirsiz insanlar öldürülürken, güçlü, güçsüzü ezerken ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diyenler. Bunlar değil midir ki hayatları boyunca, çok fazla akıllı olamadıklarından dolayı aptalca ama kurnaz bir bencilliğe sahip olanlar. En ufak bir olumsuz durumda kendisini kurtarıp aradan tüyenler. İşte bunlar, ömürleri boyunca vicdan azabı çekmeye mahkûmdurlar. Tabi kendisine ahlaki değerler oluşturmayıp vicdanı yeşermeden kurumuş kişiler bu azabı çeker mi o da işin ayrı boyutu.
Hiç şüpheniz olmasın ki, vicdan yerine taş taşıyan kişilerin sayısı oldukça fazladır. Ama dünyanın daha iyi yaşanılabilir bir ortam olabilmesi için mücadele eden, başka insanların veya canlıların acılarını yüreklerinde duyumsayabilen ve bu acıların yok olması için çaba sarf eden, bir haksızlık yapması durumunda başını rahatça yastığına koyamayan insanlar da vardır. Ve eğer ki dünyada güzel gelişmeler oluyorsa, ender de olsa haklılık ve doğrululuk haksızlık ve yalana galip gelebiliyorsa o vicdanlı insanların sayesindedir. Başlığımda da vurguladığım gibi dünya vicdanlıların omzundadır ve o omuzlardan yükselir. Kendisine evrensel ahlaki değerler oluşturup, yapıp ettiklerini bu değerlerle ölçenlere selam olsun.




