Bak kardeşim, şimdi seninle kentimizin, daha doğrusu tüm milletin, bir derdini paylaşmak istiyorum. Aslında yukarda tek cümle içinde dört kelime ile hülasasını çıkardım meselenin, ancak senin de vaktin var benim de, o zaman hasbıhale başlayalım.
Güzel arkadaşım, eğer daha çok para kazanmak istiyorsan bu işin yolu öyle daha çok çalışmak, araştırmak, gezmek, tozmaktan geçmez. Sen meseleyi abartıp, işini en güzel şekilde yaparak, bildiğin meslekte para kazanmak istiyorsun, ne kadar yanlış bir düşünce seninki, hem zamanımızla hiç bağdaşmıyor bu davranışlar. İlkel kabilenin son üyesi gibisin ve herkes senin türünün çoğalmasından endişe ediyor, aynı zamanda risk altındasın haberin olsun.
Örneğin, diyelim ki sen manavlık yapıyorsun kardeşim. Şimdi uyanık ol, dört mevsim hıyar, pırasa satarak zengin olunmaz. Koyuyorsun tezgaha birkaç kilo havuç, üç beş limon, sat ki para kazanasın. Tabi elbette kazanıyorsun, Allah daha çok versin ama bu şekilde zengin olmazsın, cebi dolduramazsın. Uyanık ol dostum! İyi dinle bak, şimdi her yıl sonbaharda eğitim öğretim yılı başlar, okula giden bu çocukların defter, kalem, çanta gibi ihtiyaçları var. Kardeşim, arkadaşım öyle duruyorsun beyninin ticaret dairesindeki elemanları hiç çalıştırmıyorsun. Uyan oğlum uyan, bak okullar açılıyor, binlerce öğrenci var, bunların malum ihtiyaçları var. Kırtasiyeymiş, mağaza falanmış geç bunları aslanım, hep onlar mı kazansın be. Şimdi aç tezgahının yan kısmında biraz yer, getir kalem, defter, açkı silgi... Aç güzelce tezgahını biraz da mani havasında üç beş tekerleme söyle, kazan parayı bak keyfine. Hep enginar mı satacaksın, zaten canına yandığımın enginarını kaç kişi alır. Unutma bunu, hem bu şekilde para kazanan örnekler var oğlum, araştır istersen, yalanım varsa bir yıllık kazancım senindir.
Diyorum ya, uyanık ol birader uyanık. Diyelim ki geçti sonbahar mevsimi çocuklar okula başladı. Bitti mi sence bütün kazanç imkanları? Ne kadar saf bir adamsın sen, Allah vermiş beyni kullanamıyorsun, dünya burası dünya! Hakkıyla helal rızıkla gönlün rahat eder, vicdan itiraz etmez ama istediğin ev, araba, tatil hayal olur be oğlum. Şimdi iyi not al, diyelim ki Ramazan Bayramı öncesindeyiz, birkaç gün sonra mübarek Bayram bütün sevinci, mutluluğuyla gelecek. Ama Allah aşkına, karabiberle, isotla, dolmalık kuru sebzeyle para kazanamazsın ki. Bu dönemde en çok ne satılır? Şeker, tatlı, börek, gömlek, fistan... Arkadaş bakıyorum da öyle kara kara düşünüyorsun. Bu Bayram böyle geçer mi hiç? Hemen git, şeker, çikolata, tatlı falan doldur getir, koy işyerinin önüne, başla satışa. Sanki böyle yaparsan kıyamet mi kopacak, herkes kazanıyor sen de kazan. Ne yani şimdi şekerci, tatlıcı, fırıncı para kazanırken sen boş mu duracaksın? Kapitalist sistemin, emperyalist felsefesine ne kadar ters bir düşünce! Baharatçısın diye illa otları, baharatları mı satman gerekiyor. Vergi levhanda şeker, tatlı falan yazmıyorsa herkes gelip senin levhanı mı kontrol edecek, bırak bu ayakları.
Gördüğün gibi bu dönemleri, günleri artık benim saymama gerek yok. Çalıştır kafanı biraz, daha çok fırsatlar, imkanlar var. Bulursun birçok para kazanma yollarını, bu şekilde diğer esnafların hakkına girmişsin, devletten vergi araklamışsın, insanlara kalitesiz ürünleri itelemişsin bunları da düşünüp bunalıma girme. Umursama canım ciğerim, takma kafana. Adam aldığı her ürünün vergisini ödemiş, çocukluğundan beri o mesleğin içinde yetişmiş, hayatını vermiş, geç bunları bee. Emekten, alın terinden, adaletten, haktan sana ne ki? Yüzün kızarsa da, insanlar seni kınasa da, vicdanının bir yerinde bir ses isyan etse de boş ver. Bu şekilde içindeki sahtekarlığı besle ki, insanlık ve helal kazanç gibi düşünce ve duygular aç kalarak kaybolsun gitsin. Emin ol bir süre sonra alışırsın, rahat edersin. Hele bir de şöyle en pahalı eşyaları alıp, en lüks arabaya bindiğin ve dünyanın bilmem hangi tatil adasında güneşli günlerin havasını soluduğun zaman değme keyfime, hayat bu işte. Kulak ver bu tavsiyelerime, unutma. Kazanca giden her haksızlık, nefsin zaferidir. Zaferinin keyfini çıkar.




