Tanıyamamanın ve görmemenin etkisiyle oluşur önyargılar. Kulaktan dolma şehir efsaneleri ve safsatalarla da perçinleşir. Belli zamandan sonra öyle bir noktaya gelir ki, ‘Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur.’ demek zorunda kalır ünlü bilim insanı Einstein. Artık taştan sert hale gelmiştir kolay kolay toprağa dönüşmez bu bireyi ve toplumu içten içe kemiren önyargı illeti. Taştan sert bu varlığın şekil alma sürecide birbirinden farklıdır. Kimi önyargılar cinsiyetçilik temelinde karşımıza çıkarken, kimisi inanç ve etnik köken farklılıklarıyla merhaba der bize.
Toplumu zenginleştiren, kültürel katmanları yoğunlaştıran bu değişik anlayışlar ve farklılıklar ‘öteki farklılığı’ düşman hale getirir diğerinin gözünde. Ezilmesi gereken, yok edilmesi lazım gelen bir farklılıktır çünkü karşısındakinin anlayışı. Kendisi için tehlike oluşturmakta (neyse artık o tehlike) varlığını tehdit etmektedir. Yok edilmesi gerekir velhasıl. Amma ve lakin öyle garip bir varlıktır ki insanoğlu yok edilmeye çalışıldıkça, inancının, dünya görüşünün, yaşam tarzının üzerine gidildikçe daha inatla savunur bu değerlerini. Savundukça da hırçınlaşır, hırçınlaştıkça da o da yok etmeye çalışır kendisinin olmayan değerleri. Böyle uzayıp gider bu süreç. Yok edilmekle, tehditte bulunmakla da yetinilmez ayrıca. ‘Körler, sağırlar birbirini ağırlar.’ misali toplumsal gruplar oluşur. Filanca inançtakiler mahallenin aşağı kısmında ikamet ederken, falanca inançtakiler mahallenin yukarı yakasında ikamet ederler. Sadece mahalleyle de bitmez iş. Arkadaşlık grupları, evlenilecek kişi, beraber çalışılacak insanlar da ‘kendisi gibi olan’, ‘kendisi gibi inanan’, ‘kendisi gibi düşünen’ bireylerin arasında seçilmeye başlanır. Nihayetinde birbirine kin kusan, birbirlerini asimile etmeye çalışan, gücü elinde bulundurduklarında ‘karşı taraf’a kan kusturmaya yemin etmiş bir ‘insan’ güruhu meydana çıkar. Yok etmeye çalıştıkları kendileridir halbuki. Bilincine varamazlar bu olgunun. Her şeyin zıddıyla var olduğunu, kendisine zıt olan bir anlayış olmadığı vakit kendi anlayışlarının da bir kıymet-i harbiyesinin olmadığını idrak edemezler. Nefret saçarlar. Yıkarlar. Yok ederler. Yakarlar. Kendisi gibi oldurtmaya çalışırlar. Sadece ‘karşı tarafı’ mı? Hayır. İnsanlığı.




