Üniversite yıllarımda bir sınıf arkadaşım, sınıfça düzenlediğimiz bir etkinliğe davet etmek amacıyla, bölüm başkanımızın kapısını çalıp içeri girdi. Etkinlik davetiyesini okuyan hocamız, bu tür çalışmaların üniversite ve bölüm açısından yararlı olduğunu belirtip, etkinliğe katılacağını söyledi. Ancak davetiyenin içinde bulunduğu zarfı görünce, yüzü kıpkırmızı kesildi ve işaret parmağıyla kapıyı göstererek, büyük bir hiddetle; ‘Git bakalım kapıda ismimin önünde ne yazıyor?’ diye arkadaşıma bağırdı. Kapının dışında bekleyen ben, hocanın bağırışından dolayı büyük bir şaşkınlık yaşamış ve adeta bir refleks hareketiyle kapının sağ üst köşesindeki tabelaya bakmıştım. Hocanın isminden önce, Prof. Dr. ibaresi bulunmaktaydı. Yüzü kıpkırmızı kesilen arkadaşım da, o esnada kapıya doğru gelip, kapının eşiğinde durarak tabelaya baktı ve birkaç saniye geçtikten sonra yaptığı hatanın farkına vardı. Ağır adımlarla içeriye giden arkadaşım kısık bir sesle; ‘Hocam, kusura bakmayın ben sizi halen doçent sanıyordum. Profesörlük unvanını aldığınızı duymadım.’ dedi. Henüz öfkesi dinmeyen hocamız ise: ‘Eğer duymadıysan öğren. Ve zarfda ismimin önündeki ibareyi değiştirerek getir.’ dedi. Arkadaşım hocanın odasından çıktığında ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Onun omzuna dokunarak, ‘Böyle şeyler olur. Hayatımızın her aşamasında bu tür insanlarla karşılaşacağız.’ diye onu teselli ettim. Nitekim davetiyeyi koymak için yeni bir zarf bulduktan sonra, zarfa Prof. Dr. ibaresinden sonra hocanın ismini yazıp, davetiyeyi kendisine verdik. Bu sefer zarfı vermek için arkadaşımla beraber hocanın odasına girdik. Zarfı alıp, üstündeki Prof. Dr. yazısını gören hocamız, adeta önemli bir savaş kazanmış komutan misali gururlanarak; ‘Bu tür şeyler önemli gençler, normalde resmi bir yazışma olsa, sırf unvan hatasından dolayı çok sıkıntı yaşanır.’ dedi. Biz odadan dışarı çıkarken de, incinmiş gururumuzu tamir edip, kendisini rahatlatmak amacıyla da, bağırırken kötü bir niyetinin olmadığını, sadece hatamızı düzeltmeye çalıştığını da belirtmeden edememişti. Tabi bunları söylerken, özür dileme gereği duymamıştı. Aradan birkaç ay geçtikten sonra aynı hocayı koridordan ağlarken geçtiğini gördüm. Kısa bir zaman sonra öğrendim ki, makam ve unvan hatalarına tahammülü olmayan bu kişi, dekan olamamış ve bundan dolayı çok üzülmüştü.
Yukarıda anlattığım akademisyen misali, makam ve unvanıyla göze çarpmak isteyen, ismini söylemeden evvel ne kadar önemli(!) bir makam da olduğunu belirtmek amacıyla sahip olduğu unvanı söyleme gereksinimi duyan insanlar, çevremizde azımsanmayacak kadar fazladır. Bu kişiler kimi zaman görev yaptıkları kurumda yönetici olduklarını belirtme ihtiyacı duyarlar, kimi zaman yukarıdaki akademisyen gibi sahip olduğu unvanı belirtirler. Hatta bazıları kendilerini o kadar gülünç duruma düşürürler ki, tanışma faslında, isminden önce üye oldukları parti, dernek v.b. kuruluşların ismini verirler.
Peki insan madeninin altındaki hangi cevher insanı insandan önde tutar? Hangi taş bireyselliğimizi göstermemek için bize engel olur? Hangi toprak ‘insan’ öznesinin üzerini kapatır? Hangi su o toprağın üzerinde nesneler yetişmesine olanak verir? Kişinin kendisine güvenmemesi, öz güveni olmaması nedeniyle de kendisini korumak için ‘bireyselliğine’ birbirinden pahalı ve şatafatlı elbiseler giydirmesi bu unvan ve makam merakında bir etken olabilir mi? Birey olarak toplumun içerisine karışması halinde, toplum tarafından kabul görmeyeceğine inanan insan , o bireyi makyajlayıp toplum içerisine çıkartmak istemiyor mudur?
Kapıyı aralamak benden, düşünmek ve bir kanıya varmak sizden…
RAFET OZAN 11 Yıl Önce
maalesef büyüklenme çoğu insanda var. güzel ve etkileyici bir yazi.
Melek Dörrtdivan 11 Yıl Önce
özümzüü kaybedip maskelerimize sığınmak.. ağzınıza sağlık hocam
Kank JAN 11 Yıl Önce
kişilerin istediği ünvanlar elbete önemlidir fakat insanlardan daha önemli değildir.güzel yazı..