2015-04-09 12:29:58

EĞİTİMİN İKİ TEMEL PARÇASI: OKUMA KÜLTÜRÜ VE ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜ

Mehmet Sunaoğlu

09 Nisan 2015, 12:29

Değerli okuyucu,

Şimdiye değin yazdığım yazılarda daha çok insan türünün davranışlarını ve bu davranışların etkisini analiz etmeye çalıştım. İnsan, toplum içerisinde yaşayan bir varlık olduğundan dolayı da insanın toplumsal yönünü de ele aldım. Yazdığım yazıları gözden geçirdiğimde, dikkatimi çeken en önemli hususlardan biri, insanın hoş olmayan yani kendisine ve çevresine zarar veren davranışlarının temelinde cehalet olduğunun farkına varmamdır. Bundan dolayı bugün yazacağım yazı da cehaletin ilacı olan ama maalesef günümüz eğitim sisteminde pek olmayan iki boyutu ele alacağım: Okuma kültürü ve eleştiri-sorgulama kültürü.

Eğitimin ana amacı, bireyin yaşantı yoluyla bilgi edinmesini sağlamaktır. Kişinin yeteneklerini keşfedip,  bireyin bu yetenek ve potansiyelini ortaya çıkarma görevi olan eğitim, üzülerek ifade etmeliyim ki ülkemizde bu görevini yerine getirmesi noktasında çok başarılı değildir. Esasında, sorun eğitimden ziyade bu eğitimi sağlamakla mükellef olan eğitimcilerdedir. Eğitimcilerin insana saygı ilkesiyle hareket ederek öğrencinin potansiyelini ortaya çıkarmaları lazımdır. Ülkemizde öğrenciler, sadece liselere giriş sınavı, üniversiteye giriş sınavı yollarında yarıştırıldığı ve bireyin başarısı bu sınavlarda elde edeceği başarıya endekslendiği için öğrencinin potansiyelini ortaya çıkarmak biz eğitimcilerin umurlarında olmayabiliyor. Hâlbuki bireyin anlamlı bir hayat sürebilmesi için ilgi ve yeteneklerinin farkına varması, bu ilgi ve yetenekleri çerçevesinde bir işle meşgul olması ve düşünebilme yetisini (eleştiri, sorgulama) kullanması gerekir. Bu işlevleri yerine getirmeyen bir eğitim sistemi başarısız olmaya mahkûmdur.

‘Başarılı bir eğitim sistemi nasıl oluşur?’ sorusuna en güzel yanıtlardan bir tanesi, 1940’lı yıllarda faaliyet gösteren Köy Enstitüleridir. Yoksul köylü çocuklarını alıp yatılı şekilde eğitim veren bu kurum, Talip Apaydın, Fakir Baykurt gibi önemli edebiyatçılarda yetiştirmiştir. O yılların yokluklarına rağmen okul kütüphanelerini kitapla dolduran devlet, bu enstitülerde eğitim gören her öğrencinin yılda yirmi beş kitap okumasını zorunlu kılmıştır. Çocuklukları boyunca tarlada çapa vurmak ve hayvan gütmek dışında iş yapmayan çocuklar, bu kurumda Gogol ve Tolstoy ile tanışmışlar ve dünyanın kendi köylerinden ibaret olmadığını görmüşlerdir. Hal böyle olunca bu kurumlardan meşhur edebiyatçıların çıkmasına da şaşamamak gerekir.

Köy Enstitülerinin bir başka özelliği ise eleştiri kültürünü özümseyebilen öğrenciler yetiştirmesidir. Bu kurumlarda cumartesi günleri, tartışma ve eleştiriye ayrılıyor, okul bahçesinde toplanan müdür, öğretmenler ve öğrenciler okulun sorunları hakkında tartışıyor ve gerektiğinde birbirlerini eleştiriyorlardı. Ankara’da ki Hasanoğlan Köy Enstitü’sünde yaşanan bir olay, eleştiri ve sorgulama kültürünün hangi boyuta vardığını göstermektedir: 1940’lı yıllarda okulu ziyaret eden cumhurbaşkanı İsmet İnönü için özel yemek çıkartılır. Öğrenciler, sıradan bir yemek yerken, cumhurbaşkanı için yapılan ve o günün koşullarına göre lüks kaçan yemeği gördüklerinde konuyu cumartesi tartışmalarına taşırlar. Müdürü eleştiren ve kendilerine ayrımcılık yapıldığını iddia eden öğrenciler müdürden şu sözleri iştirler.’Gençler, biz İnönü cumhurbaşkanı olduğu için değil, perhizli olduğu için ona özel yemek çıkarttık. Sizlerin içinde de perhizli olanlar var. Biz onlara da özel yemek çıkartmıyor muyuz? Bu durum sağlıkla ilgili bir durumdur.  İnönü’ye özel yemek çıkartmamızın nedeni onun perhizli oluşudur.’ der.

Okul müdürünün öğrencilere hesap verdiği, tartışma, eleştiri kültürünün var olduğu bir ortam günümüzde bizlere hayal olarak gelirken, 1940’lı yılların Köy Enstitü’lerinde sorgulama ve eleştiri kültürü canlı olarak hayata devam ediyordu. Ama maalesef bu kültür uzun süre yaşayamamış ve enstitülerin kapanmasıyla beraber okuma ve eleştiri kültürü de kan kaybetmiştir.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.