2015-05-26 08:11:08

YAŞAMIN HAKKINI VERMEK

Mehmet Sunaoğlu

26 Mayıs 2015, 08:11

Geçen yazımda yaşamın büyük oranda sıkılganlık ve acı içerdiğini ve hayatına anlam ve amaç katamayan bireylerin bu sıkılganlık ve acıdan kurtulmak için bireyselliklerini yok sayıp, bir gruba körü körüne bağlanma, anlam ve amaç yokluğu neticesinde oluşan ruhsal sıkıntıların çaresini sadece ilaçta veya bazı doğal yöntemlerde arama gibi çözüm yöntemlerine başvurduklarını yazmıştım.  Bu çözüm yöntemleri ağrı kesici ilaçlara benzer. Sadece ağrının ve acının daha az hissedilmesini sağlar. Ruhumuza eziyet veren yaralar genişledikçe, ağrının dozu arttıkça ve ruhumuzun tüm kalelerini ele geçirmekte olan acı derinlere doğru yol aldıkça yukarıda belirtilen ve daha da çoğaltılabilecek ağrı kesici türleri işlevlerini yerine getiremez olurlar. Ağrı kesicilerin işe yaramadığını anlayan insan, kalıcı bir çözüm yolu bulmaya çalışır. Kimi, bu ruhsal acıyı kabullenip, yaşamını değerli kılan çözümler bulurken, insanoğlunun çoğu da yaşamlarının sonuna değin kalıcı çözümü bulamamanın eziyetiyle hayatları boyunca ruh hapishanelerinde müebbet hapis yatmaya mahkum olurlar.
Ruh hapishanesinden kurtulmanın yolu suçlu olduğumuzu kabul etmekten geçer. İnsanların çoğu, yaşamda karşılaştıkları kişisel ve kişiler arası acıları yok saymak isterken, yaşamın sıkılganlığını görmezden gelip ormanda yolunu kaybeden ve büyük bir telaşla çıkış yolu arayan insan misali bu sıkılganlıktan kurtulup mutluluğun anahtarını elde etmek için büyük çaba sarf ederken,  doğumundan itibaren müebbet hapis cezasına çarptırılan ‘insan’ ın  bu cezadan kurtulmak için yapması gereken şey yaşamın büyük oranda acı ve sıkılganlıktan ibaret olduğunu kabul etmek olacaktır.
Yaşamın sıkıcı ve dert dolu olduğunu kabul eden kişi, hapishanenin hücre anahtarını kazanmış olur. Fakat özgürlük hücre anahtarını elde etmekle kazanılmıyor. Bahçeye çıkan dış kapı anahtarının da ele geçirilmesi gerekiyor. Ömrü boyunca dert ve kederle karşı karşıya geleceğini bilen ve yaşamın toz pembe bir mutluluk süreci olmadığını anlayan insanın bu dert ve kederi kullanması gerekir. Kullanım sürecinin başarıya ulaşması ise bireyin yaşamına bir anlam ve amaç katmasıyla olanaklı olabilir. Aylarca eve kapanıp yeni yazdığı romanına son rötuşları veren edebiyatçı, oynayacağı tiyatro oyunun da iyi bir performans göstermek için saatlerce prova yapan sanatçı, yurdun veya dünyanın başka bir yerinde felaket olsa yardım kuruluşları aracılığıyla o felaketin yaralarını saran yardımsever,  dünyanın daha yaşanılabilir bir yer olabilmesinin yeni nesilleri eğitmekten geçtiğini fark eden ve öğrencilerine türkçe, matematikten  önce birbirlerinin tercihlerine saygı duymayı, eşyalarını paylaşmayı, bireylere kız-erkek olarak değil insan olarak bakmayı öğreten öğretmen, tarlasında yetiştirdiği ürünlere, o ürünleri çocukları yiyecekmiş gibi sağlıklı bir şekilde  yetiştiren çiftçi… Bunların hepsi yaşamda doğal olarak var olan sıkılganlığı gidermek için mücadele eden ve yaptıklarıyla yaşamlarına anlam katan bireylerdir. Dolayısıyla göstermiş oldukları gayret ve başarıdan dolayı da hapishanenin bahçesine açılan dış kapının anahtarını da almaya hak kazananlardır.
Hapishane hücresinden bahçeye çıkan kişi ilk saatler huzur bulacak ve hücre de ki sıkılganlığı aklına geldiğinde; ‘Yıllarca bu bahçede kalsam hiç bıkmam.’ diyecektir. Ama insanoğlu işte. Hiçbir zaman var olanla yetinmez. Sürekli daha iyisini isteme niyetindedir. Bahçede birkaç saat kaldıktan sonra bahçedeki yalnızlıktan da sıkılmaya başlar. Dışarıya çıkmayı, dünyaya karışmayı arzular. Gelin görün ki bu arzunun gerçekleşmesi için büyük hapishane kapısının açılması lazımdır. Bu kapı bir kişinin gücüyle kırılamayacağı için kapının anahtarı gerekmektedir. Yaşamın sıkılganlığını kabul eden ve bu sıkılganlıkla baş etmek için hayatına amaç ve anlam katmaya çalışan ‘insan’ın yaşamının hakkını da vermesi gerekmektedir. Hak verme olayı soyut cümlelerle ifade edilecek kadar zor değildir. Amma ve lakin her bireyin gerçekleştirebileceği kolay bir olay da değildir. Yaşamın hakkını vermek ‘an’ ın hakkını vermektir. Kitap mı okuyorsun misal, zihnini sadece kitapta yazılanlara vermelisin. Arkadaşlarınla mı eğleniyorsun, eğlencenin hakkını verip aklında var olan ve sana eziyet eden düşünceleri geri plana atmasını bilmelisin. Tarla da çapa mı vuruyorsun, tüm emeğini yabancı otları temizlemeye verebilmelisin. Dedik ya bu herkesin yapabileceği kolay bir olay değildir diye. Eee herhalde koskoca hapishane kapısı da kolayca bir yaşam sınavıyla açılacak değildir ya? Anahtarı bulana aşk olsun.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.