2015-04-20 14:12:28

İLKBAHAR SENFONİ ORKESTRASI

Mehmet Sunaoğlu

20 Nisan 2015, 14:12

Dirilişin, canlılığın, varoluşun mevsimi olarak anılır bahar. Doğanın ölü toprağını dirilttiği, kuşların cıvıltılarının dört bir yanı inlettiği, ağaçların yeşil yapraklarıyla söylediği şarkıların senfoni orkestrasına renk kattığı mevsimdir bahar.

Sadece canlılığın, dirilişin, varoluşun değil umudun da mevsimidir ilkbahar. Kış mevsimi yağmurla, karla; dağları, yolları esir almışken, kara bulutlar mutluluk ve huzurumuzu baskılarken, topraktan fışkırmaya başlayan çiçekler bize ağaçların yeşilleneceğini, kuşların özgürlüğe kavuşan mahpus mahkumları misali gökyüzünde bir yandan öbür yana süzüleceklerini, leylak kokusunun dört bir yana dağılacağını haber verirler. Her ne kadar bazı yıllar bahar rötar yapsa da çoğu zaman haksız da çıkarmaz çiçekleri.

Güneşin karanlığı yok edip, aydınlığı dünyaya saçması misali bahar da kışın yorgunluğunu, huzursuzluğunu, soğuğunu bir yana itip, senfoni orkestrasının şefi olup çıkar karşımıza. İnsanın ruhunu daraltan melankolik besteleri orkestranın repertuarından kaldıran yeni şef, canlı, hayat dolu yer yer de kıpır kıpır besteler çaldırır orkestraya. Bestelerin değişmesiyle dinleyicinin de duruşu, oturuşu ve hatta dinleyişi de değişir. Hareketli bestelerin çalınmasıyla beraber uyuklayan dinleyiciler kendilerine gelip etrafını kolaçan ederler. Çoğu dinleyici müzikle ritmik bir şekilde oldukları yerde hareketlenmeye, oynamaya başlarlar. Hatta bir iki tane çılgın dinleyici orkestranın az önceye kadar çaldığı kış parçalarının resmiliğinden kurtulup, bahar şarkılarıyla beraber kendilerini ilk sıra koltuklarının önüne atarak oynamaya başlarlar.  Yeter ki biri ilk adımı atsın, bunun devamı gelmez mi hiç? Başta çocuklar olmak üzere ruhu eğlence dolu bireyler bu bir iki çılgına eşlik ederler. Kış bestelerinin depresifliğinden, resmiliğinden sonra bahar bestelerinin canlılığı ve özgürlüğüyle karşılaşan ilk sırada -nam-ı diğer- şeref koltuklarında oturan kravatlı, göbekli, yüzü sirke satan kişiler başta çılgın dinleyicilerin önlerinde oynamalarına yadırgayıcı gözlerle bakarlarken, daha sonra büyük kısmı, bestelerin hareketlenmesiyle içlerindeki çocuğu dinleyerek çılgınlar grubuna dahil olur. İçlerindeki çocuğu çoktan öldürmüş olanlarsa kendilerince böyle bir rezilliğe(!) daha fazla dayanamayıp salonu terk ederler. Kalanlar ise makam, mevkii, sosyo-ekonomik düzey, şeref koltuğu- az şeref koltuğu farklılıkları gözetmeksizin bir arada bahar besteleri eşliğinde oynamaya, akıllarındaki sıkılmışlığı, gönüllerindeki huzursuzluğu boşaltmaya devam ederler. Orkestra, mayıs bölümündeki şarkıları da çalıp yaz senfonisi için konsere ara verdiğinde dışarı çıkan ilkbahar senfoni şefi iki ahbap arasında şu konuşmaya şahit olur:

‘Yahu kış besteleriyle içim bayıldı. Sona doğru kendimi boğuluyormuş gibi hissettim.’

‘Sen kışı bırak, bahara bak. Nasılda hep beraber eğlendik ama.’ diye söze atılır diğer ahbap.

‘Orası öyle. Ama gel gör ki kış bestelerinden çok bunaldım. Bir ara hiç bitmeyecek ve kış besteleriyle konser sona erecek zannettim valla’ dedi kış bestelerinden ne denli sıkıldığını ahbabına tam anlatamadığını idrak ederek.

‘Valla ben de bir ara hiç bitmeyecek zannettim ama ta ki o çiçeği görene dek.’

‘Hangi çiçek?’

‘Kış orkestra şefine verilmek üzere konser sunucusunun elinde tuttuğu çiçek. Aha işte o anda kış zulmünün sona ereceğini anlayıp rahatladım.’

İki ahbabın gülüşerek konser salonuna girdiklerini gören ilkbahar orkestra şefi, konserinin beğenilmiş olmasından hoşnut kalarak konser vermek için başka diyarların kapısını çalmak üzere hava alanına gitti. 

Yorumlar (2)

omojını hac 11 Yıl Önce

gönüllere bahar gelmeyince neylersin :(

nazlı 10 Yıl Önce

mehmet hocam ağzınıza sağlık. baharı sizden duymak çok hoş oldu.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.