İşte, şu anda hak ettiği itibarı ve değeri göremediğini düşündüğümüz Arslan Bey’in oğlu Mahmut Toğuz’un o yazısı:
“Bir an Arslan Bey’in de teslim olmaya razı olduğunu, Arslan Bey cephesindeki (batı cephesi) savaşçıların da, mahalle komutanlarının da direnişi bırakarak Kadir Paşa Konağı’nda toplandıklarını düşünelim!
Başından beri bu savaşa karşı çıkanlar, kazanılmasının mümkün olmadığını söyleyerek, önce İngilizlerle sonra Fransızlarla ilişkisini kesmeyip, en iyi halin teslim olmak olduğunu düşünenler haklı çıkacaklardı.
Kadir Paşa Konağı’nda General Keret muzaffer bir komutan olarak karşılanacaktı.
Generalin bunca Ermeni’yi ve askerlerimi öldürenleri isterim demesiyle, Generale kimler teslim edilecekti?
General Keret’in Norman kuvvetleri ile birleşerek, Sivas’a hareketi ile Sivas’ın ve milli kurtuluş mücadelemizin seyri ne hal alacaktı?
Fransızlar Ankara Antlaşmasına razı olacak mıydı?
Ve nihayet; Bizim Maraş olarak ismimiz tarihte ne olacakı? Bu soruları kendimize soralım ve Arslan Bey’in dediği gibi: “Hiçbir taraftan maddi ve manevi yardım görmeyen Kahramanmaraş silahını kendisi temin etmiş, teşkilatını kendisi kurmuş, harbin sevki idaresini kendisi planlaştırmış, bağrında yetiştirdiği evladını şehit vermiş, kendi evini eli ile yakmış, malını, mülkünü, canını feda ederek, memleketini kurtarmıştır. Aziz şehitlerin ruhunu incitmeyiniz. Maraş’ın müdafi onlardır, Kahramanmaraşlılardır. Bunu itiraf etmek bizim için bir borçtur. Tarih bunu böyle yazacaktır.”
Tüm şehitlerimize ve ebediyete intikal etmiş gazilerimize, Allah’tan rahmet, minnet ve şükranlarımızı sunarız.”